Kur’an’ın, tevhidi bütün kısımlarıyla, bütün mertebeleriyle izah etmesi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevhid, Allah'ın birliğini ifade eder. Tevhid, bütün peygamberlerin müşterek davasıdır. Her peygamber, muhataplarını tek bir Allah'a inanmaya ve O’na abd olmaya davet etmiştir.

Tevhid, şirkin mukabilidir. Tevhid ehline muvahhid, şirk ehline ise müşrik denilir.

Tevhidin başlıca üç kısmı vardır:

1. Tevhid-i ulûhiyet,

2. Tevhid-i rububiyet,

3. Tevhid-i zât ve sıfat.

Tevhid-i ulûhiyet, Allah'ı tek İlâh, yani tek mabud olarak tanımaktır. “La ilâhe illallah” bu tevhidin en kısa ifade şeklidir. Bütün peygamberler, kavimlerine;

“Allah’a ibadet edin. Sizin ondan başka hiçbir ilâhınız yoktur.”(1)

diyerek “La ilâhe illallah” sözünün hakikati olan ulûhiyete ve tevhide davet etmişlerdir.

Tevhid-i rububiyet, Allah’ı tek Rab olarak tanımaktır. O, âlemlerin Rabbidir, her şeyi terbiye eden O’dur. Allah'ı varlığını kabul etmekle beraber, bazı sebepleri Rab yerine ikame etmek,tevhid inancına aykırıdır.

Kur'an'ın Ehl-i kitaba yönelik,

“Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı Allah'ın yanı sıra Rab edindiler. Halbuki onlara emredilen sadece tek bir ilâha ibadet etmeleriydi. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.”(2)

ifadeleri, konumuz açısından son derece manidardır.

Seyyid Kutub, âyetin tefsirinde şöyle der:

"Bütün beşerî sistemlerde, insanların bir kısmı bir kısmını Allah yerine rab edinir. Bu durumu hem en ileri demokrasilerde, hem de en ibtidaî diktatörlüklerde görmek mümkündür. Çünkü rububiyetin ilk vasfı, insanların ona ibadet etmesi (boyun eğmesi) hakkıdır... Başkalarını kendi kanunları,kıymetölçüleri ve tasavvurlarına boyun eğdirenler, muhatapları her ne kadar onlara rükû ve secde etmeseler de, onların 'mindûnillah'(3) rableri olurlar."(4)

Tevhid-i zât ve sıfat, Allah’ı Zât’ında, isim ve sıfatlarında bir olarak tanımaktır. O, Zât’ında bir olduğu gibi, isim ve sıfatlarında da birdir. Yaratan O olduğu gibi, rızık ve şifa veren de O’dur. Kur'an-ı Kerîm'in;

“Onların çoğu, ancak müşrik olarak Allah'a iman ederler.”(5)

demesi, konunun hassasiyetini göstermesi bakımından çok manidardır.

Bediüzzaman şöyle der:

“Kâfirler Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar.”(6)

Yani, kâfir denilen kimselerin çoğu, Allah’ın Zât’ını inkârdan ziyade, O’nun sıfatlarını bilmede ve tanımada büyük hatalara düşmüşlerdir. “Allah birdir.” diyen biri, şifayı doktordan veya ilaçtan bilse, hakiki tevhide ulaşmamış olur.

Dipnotlar:

(1) A’raf, 7/85.

(2) Tevbe, 9/31.

(3) Âyetlerde de geçen bu ifade, “Allah’ın dışında” mânâsına geldiği gibi, “Allah’ın dûnunda, yani aşağısında” mânâsına da gelir. Böyle olunca, bunun şümulü hem kâfirleri hem de “Allah’a inanıyorum” diyenleri içine alır. Mesela, Arab müşrikleri Allah’ı inkâr etmiyor, ama putları araya aracı olarak koyuyorlardı.

(4) Kutub, I, 407.

(5) Yusuf, 12/106.

(6) Nursi, Şualar, s. 584.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...