"Yanlışa muhtemel olan sözünü veya hatâya kabil olan fiilini, bir büyük zata veyahut muteber bir kitaba, hattâ bazen dine, çok defa hadise, en nihayet kadere.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, kelâm-ı ezelîden gelen, ebede gidecektir. Fakat esefa! Hubb-u nefis ve taraftar-ı nefis ve acz ve enaniyetten neşet eden teberrî-i nefisle kendi kabahatini başkasına atıyor. Şöyle yanlışa muhtemel olan sözünü veya hatâya kabil olan fiilini, bir büyük zata veyahut muteber bir kitaba, hattâ bazen dine, çok defa hadise, en nihayet kadere isnad etmekle, kendini teberrî etmek istiyor. Hâşâ, sümme hâşâ! Nurdan zulmet gelmez. Kendi aynasında görülen yıldızları setretse de semadaki yıldızları setredemez. Fakat kendi göremez."(1)
İnsan nefsinin cibilliyetinde ve yaratılışında, iyilikleri kendinden kötülükleri başkasından bilme özelliği vardır. Bu özellik sayesinde nefis kendine toz kondurmaz, daima kendini temize çıkarmak ister.
Bazıları hatalarını bir büyük zatın sohbet veya kitaplarındaki değerlendirmelerine vermeye çalışır. Hatta bazıları dinin bir hükmüne hatayı atf eder. Bazısı ise hadisten kendine göre çıkardığı yanlış bir hükme veya hadis olmadığı halde, hadis zannettiği cümlelere hatasını atarak kendisini temizlemeye çalışır.
Hatta bazıları kendi kusur ve hatasını kadere, yani Allah’a vermekten de çekinmez.
Evet, derbeder insanların kaderden yakınması, feleğe çamur atması bunun en büyük ispatıdır. Halbuki başına gelen sıkıntı ve musibetler kendi hatalarının bedelidir. Ama insan kusuru başkasında aramaktan zevk aldığı için, kendine toz kondurmuyor. Ya kaderi suçluyor ya da başkalarını. Maalesef böyle insanlar güzellik ve hasene namına işledikleri şeyleri nefislerine verirken, kötülük ve yanlışlıklarını da dine ve kadere hamletmeye çalışırlar.(2)
"Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder." (Şura, 42/30)
Dipnotlar:
(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Yedinci Mukaddime.
(2) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl.
İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (8.Bölüm)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
en nihayet kadere isnad etmekle bu tabir ne demek müşahhas bir misal verirmisiniz
Nefsine düşkün insafsız insanlar kendi kusur ve hatalarını görmezler aksine kusur ve hatalarını savunmak ve meşrulaştırmak için kendilerine dayanak noktası ararlar.
Bu dayanak noktası kimi zaman büyük bir zat olur kimi zaman muteber bir kitap olur, kimi zaman dine, ayete hadise hatta daha da ileri giderek kadere dayandırarak kendi kusurunu meşrulaştırma ve kendi hatalı fikrine kutsiyet verme hadsizliğine girer.
Böyle insafsız ve nefsinin esiri insanlar dine çok büyük zararlar verirler ama bunun farkında bile değildirler. Oysa dini metinler bu gibi nefisperestlerin düşük ve pespaye düşünce ve fikirlerinden mukaddes ve münezzehtirler. Biz bu tarz adamların iddia ve düşüncelerine değil dinin ana kaynaklarına odaklanmamız gerekir.
Tarihte Mutezile, Cebriye, Mürcie, Şia vesaire gibi sapkın ve bid'at mezheplerin görüşleri buna örnek olarak verilebilir. Mutezilenin kaderi inkar etmesi Cebriyenin ise insana ait her kötülüğü ve şerri kadere yamaması bunun iki somut örneğidir.
Dine alıcı gözü ile bakan birisi bu sapkın mezheplerin görüşlerine göre değil İslam’ın kendisine bakması gerekiyor yoksa bu batıl mezheplerin batıl görüşlerini İslam zannedip İslam dan ürkmesi kaçınılmazdır.
"Bu dayanak noktası kimi zaman büyük bir zat olur kimi zaman muteber bir kitap olur, kimi zaman dine, ayete hadise hatta daha da ileri giderek kadere dayandırarak kendi kusurunu meşrulaştırma ve kendi hatalı fikrine kutsiyet verme hadsizliğine girer."
Kendi kusurunu büyük bir zata veya muteber bir kitaba, dine nasıl dayanak yapıp kendini temize çıkarıyor, örnek verebilir misiniz?
Maşallah.
Namazda özel şartlarda okunabilecek bir durumu, genellemek hata oluyor.
Çok güzel izah