"Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofî meşrep zatlar onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve..." Devamı ile açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Çünkü bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan nizâ çıkıyor. Ehli hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor. Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofî meşrep zatlar onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şakirtlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuzu kazanmak için o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa, Risale-i Nur'a karşı rakîbâne başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur'âniyeye bilmeyerek zarar verir, zındıkaya bir nevi yardım olur."(1)

Burada öncelikle "çığır açmak" tabiri üzerinde duralım. Çığır açmak tabiri iki manaya gelebilir. Birisi kendi nefsini ve benliğini terbiye etmemiş birisinin Risale-i Nur dairesinde kendine mahsus bir tarz ve yol çizmesi ve bu yolun Risale-i Nurların tarzından başka olmasıdır. Yani bir cihetle "Üstad Hazretleri varsa ben de varım." deyip benlik davasında bulunması ve Risale-i Nurların usul ve metotlarına zıt bir hale girmesidir. Bu dava daha ziyade ilmi enaniyetten geliyor. Yani Risale-i Nur dairesinde bulunan bazı alimler Risale-i Nurları ciddi anlamda sevdikleri halde kolaylıkla Üstad Hazretlerine tabi ve teslim olamıyorlar; bu da farklı çığır açma girişimlerine sebebiyet veriyor. Desise-i şeytaniyedeki ene bahsi buranın izahı niteliğindedir.

Çığır açmanın ikinci manası ise, cemaat ruhuna ve ahengine uygun olmayan fevri ve indi hareketlerdir. Burada şahıs belki Üstad Hazretlerine ve Risale-i Nurlara tam teslim olmuştur, lakin şahıs cemaatin ortak hareket ve aklına itaat etmiyor. Yani cemaat ruhuna teslim olmayıp şahsi ve fevri hareket ederek bir çığır açıyor. Bu çığır açmak işi cemaatin ahenk ve uyumuna zarar verip, iman ve Kur’an hizmetine sekte vurduğu için bilmeden dinsizliğin işine yarıyor.

Günümüzde böyle hareket eden şahıs ve guruplar mevcuttur. Mesela etnik kökeni ön plana çıkarıp Risale-i Nurları bu menfi bakışa alet edenler ve bazı siyasi mülahazalar ile Risale-i Nurları bir propaganda aracı haline getirmeye çalışanlar buna misal olarak verilebilir.

Küfür ordusunun önünde sağlam bir kale gibi duran Risale-i Nur hizmetini karıştırmak, sırf benlik davasına ben de varım diyebilmek için hizmeti bulandırmak küfür ordusunun işine gelir; çünkü kale içindeki zafiyet küfrün serbest hareket etmesine ve fikirlerini daha rahat yaymasına bir vesiledir. Biz ene ve benliğimizle buna fırsat vermemeliyiz.

Dinsizler en çok ehli imanın ene ve egosundan istifade ediyorlar; özellikle ulema tabakası bu tuzağın en birinci hedefindeler. Bu yüzden iman hizmetinde bulunanların, bir buz parçası niteliğinde olan egosunu hizmetin ortak aklında eritmesi lazım. Yani alimler ilmini ve kabiliyetini kolektif iman hizmetinin kuvvetlenmesinde ve onun güçlendirilmesinde kullanmalıdır, yoksa benlik davasına sapıp yeni bir ekol yeni bir çığır açmada kullanmamalıdırlar.

Surda açılan her bir gedik düşmanın işine yarar.

(1) bk. Kastamonu Lahikası, 120. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...