Mahlûkatın Allah namına aşk ve şarab-ı muhabbetten gelen bir cezbe ile mest olmalarını nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âyet-i kerîmede haber veriliyor: “Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbih etmesin, lakin siz onların tesbihlerini anlamazsınız.”

Mahlûkatın tesbihlerini anlama meselesine Nurlarda geçen şu cümlenin ışığında bakabiliriz: “Akl-ı beşer anlamaz, melek olmayan bilemez.”

Her varlığın tesbihi kendi mahiyetine göredir ve kendi lisanıyladır. Meleklerin tebihlerini anlamak için melek olmak gerektiği gibi Güneşin tesbihini anlamak için de güneş olmak lazım gelir.

Tesbih Cenab-ı Hakk’ın noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu beyan etmektir. Âlemde her şeyin en mükemmel şekilde yaratılmış olması onun hal diliyle tesbihi ve hamdidir. Biz “daire-i imkânda daha ahsen yoktur” hakikatini her şeyde müşahede ediyor ve eşyanın özelliklerini bilebiliyoruz, ama hiçbir şeyin Rabbini kendi diliyle tesbihine de anlayamıyor, fehmedemiyoruz. Bu cehlimiz bizi büyük bir ilmin kapısına ulaştırıyor: Allah zâtıyla bilinmez, ancak sıfatlarının ve isimlerinin tecellileriyle bilinir.

Hamd ve tesbih bütün varlıkların ortak zikirleridir. Zikreden; hayran olabilir, sevebilir, mest olabilir de. Ama biz bunları da anlayamaz ve fehmedemeyiz. Biz nasıl maddî eşyayı görmekte gözümüzün mahkûmu isek, o göstermeyince göremiyorsak hakikatlerin idrakinde de aklımızın mahkûmuyuz, ancak onun anlayabildiği kadar bilebiliyoruz.

Muhabbet öyle değil. İnsan aklıyla değil, kalbiyle muhabbet eder. Çiçeği görür ve severiz. Bülbülü dinler ve severiz. Balı tadar ve severir. Hikmetleri aklımızla anlar ve severiz. Sevgi akla bağlı olmadığına göre sevmek için anlamak şart değil demektir ve cansız eşyanın da sevebileceğine hükmederiz. Ama nasıl sevdiklerini fehmedemeyiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...