"Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır."(1)

Hastalıklı bir asır ifadesi ile bu asra işaret ediliyor. Bu asrın hastalığı ise fen ve felsefeden gelen materyalist felsefenin insanlığı inkâr ve şüpheye atmasıdır.

Evet, komünizm cereyanının dünyanın yarısını istila edip, ekser insanları dinsiz yapması, bu asrın en dehşetli bir hastalığa yakalandığının en büyük delilidir.

Hasta bir unsur tabirinde ise Âlem-i İslam’ın ve Müslümanların bu zamandaki meselelerine işaret ediyor. Dünyanın değişen havası elbette İslam coğrafyasında da ciddi meseleleri ve birçok batıl fikirleri beraberinde getirmiştir. Maddeten geri kalmamız, ibadetlerin terk edilmesi, ahlâkî zafiyetler bunlara misal olarak verilebilir.

Ne yazık ki, bu din-i mübinin nezahet ve ulviyetine, bazı zehirli dimağların, batıl fikirlerin ve İslam’a muhalif bid’atlerin sayesinde gölge düşürülmektedir. Din-i İslam akıl üzerine müesses olduğundan onun ulvi ve kudsî hakikatlerine uymayan, akıl ve mantığın kabul etmediği safsatalar ve bid’atler onu kıymetten düşürüp lekedar edemezler. Zira akla son derece paye-i hâkimiyet veren ve onu en büyük bir rehber ittihaz eden bir din-i mübin, bu nevi safsataları asla kabul etmez.

Bir zamanlar cihanın efendisi, hâkimi ve üstadı olan, maddî ve manevî terakki ile milletini saadet ve selamet içinde yaşatan, ilim ve adaletleriyle dünyaya damga vurup altı asırdan fazla cihana hükmeden, marifet ve irfan nurlarını âlemin aktarına neşreden Müslümanlar, ne yazık ki, bugün kasvet-engiz bir harabe halini almış, o muhteşem ve revnakdâr mazimiz geniş bir mezaristana inkılâb etmiştir.

Maalesef cihanın birçok yerindeki Müslümanlar zelil ve sefil olarak en mülevves çamurlarda sürünmekte, en karanlık atalet girdabı içinde yuvarlanmakta ve hakir tokatlar altında inlemekte, sefalet ve zillet içerisinde yaşamaktadırlar.

Alil bir uzuv tabirinde ise, ferdî olarak Müslümanların eksiklik ve manevî hastalıklarına işaret ediyor. Zaten insan milleti, milletler de dünyayı meydana getirir. Uzuv hasta oldu mu uzuvdan müteşekkil cemiyet ve dünya da ona göre hasta olur, demektir.

Öyle ise, hem asrın hem Âlem-i İslam’ın hem de Müslümanların bu hastalıklardan kurtuluş çareleri ve reçeteleri nedir, diye sorulduğu zaman, Üstad Hazretleri tereddütsüz bir şekilde çare ve reçetenin Kur’an olduğunu ifade ediyor. Kur’an manevî bir eczanedir, bu asra ait bütün manevî hastalıkların ilacı bu eczanededir.

Müslümanların bugün düşmüş oldukları bu perişan vaziyeti İslam dinine bağlamak büyük bir hatadır. Bunun sebebi, İslam dininin ulvî hakikatlerini hayatlarına tatbik etmeyen ve onun güzelliklerinden istifade edemeyen Müslümanlardır.

Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

“İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeble İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usulüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir. Öyleyse, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü'l-metinine sarılacağız. ”

…….

Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt'asında hâkim-i mutlak olacak, yalnız hakikat-i İslâmiyet’tir. Evet, saadet saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır.” (Muhakemat)

Eğer biz Müslümanlar, tedenni ve sefaletten kurtulup teâli ve terakki etmek, mazideki o ihtişamlı günlere tekrar geri dönmek, hurafattan hakikate, cehalet karanlığından nur-u marifete çıkmak ve cihanda aziz olmak istiyorsak, Kur’an-ı Kerim’i rehber, İslam dinini de hayatımızın her sahasına hâkim kılmamız lazımdır. Bundan başka bir çare ve başka bir yol yoktur, olamaz da.

Öyle ise; Ey Âlem-i İslâm! Uyan, Kur’an’a sarıl; İslâmiyet’e maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol!” ki, maddî ve manevî terakkinin zirvesine çıkıp, tahakkümden ve tagallübten kurtulasın.

“Ve Ey Kur'ana bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde nâşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur'ana yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu'cize-i manevîsi olan Nur Risalelerini mütalâa etmeye çalış. Lisanın, Kur'anın Âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun mânasını neşretsin; lisan-ı hâlin ile de Kur'anı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun!” (Tarhihçe-i Hayat)

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

levenduzunoglu

ESSELAMU ALEYKUM HAKİKAT ÇEKİRDEKLERİ VİDEOLARINI MP4 VEYA MP3 OLARAK İNDİRME LİNKİ VERİRSENİZ SEVİNİRİM.SELAM VE DUA İLE

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

Aleykümselam değerli kardeşimiz; indirme linklerine buradan ulaşabilirsiniz, tıklayınız.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...