"İzzet-i İslâmiyedir ki, i’lâ-yı kelimetullahı ilân ediyor. Ve bu zamanda i’lâ-yı kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf..." Buraya göre Nur talebelerine ne gibi vazifeler düşmektedir?

Soru Detayı

İzzet-i İslâmiyedir ki, i'lâ-yı Kelimetullahı ilân ediyor. Ve bu zamanda i'lâ-yı Kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf ve medeniyet-i hakikiyeye girmekle i'lâ-yı Kelimetullah edilebilir. Cümlesindeki Kur'an-ı Azîmüşşan'ın daire-i nuraniyesinde mesudane i'lâ-yı kelimetullah etmeyi Kendi alemimizde nasıl maddeten terakki ile bağlaştırabiliriz? Risale-i Nurun neşr ve hizmetinin âli bir maksadı i'lâ-yı kelimetullah ise bunun da yolu maddeten terakki ise bundan anlamamız gereken ve hayatımıza geçirmemiz gereken nedir ? Veya bu cümleden kanaatle Nur talebelerine ne gibi vazifeler düşmektedir ?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İzzet-i İslâmiyedir ki, i'lâ-yı Kelimetullahı ilân ediyor. Ve bu zamanda i'lâ-yı Kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf ve medeniyet-i hakikiyeye girmekle i'lâ-yı Kelimetullah edilebilir."(1)

İ'la-yi kelimetullah, Allah’ın kelamını yüceltmek ve yaymak anlamına geliyor. Ve Allah’ın dinine hizmet etmek ve onun insanlar nezdinde yücelmesi için elinden geleni yapmak her müminin bir görevi ve vazifesidir.

"Mükellef" ifadesi, burada vazife ve görev anlamında kullanılıyor.

"Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun, işte kurtuluşa erenler bunlardır." (Âl-i İmran, 3/104)

Bu ayet de bu sorumluluğu ifade etmektedir.

Maddeten terakki ise; dünyevi anlamda her türlü güç anlamındadır. Bu gücün içerisine teknoloji, medeniyet, maddi imkanlar, savaş teknolojisi ve diplomasi olarak her şey dahildir.

Bundan evvelki asırlarda ve Müslümanların dünyaya hükmettiği dönemlerde, hak üstün idi. Kuvvete bedel hak esastı. Zayıf dahi olsa haklı, güçlü idi. Bunun en güzel örneği; Müslümanların hakim olduğu dönemlerde, hangi dine ve ırka mensup olursa olsun, her unsurun yaşaması ve bu zamana kadar varlıklarını fevkalade sürdürmesidir.

Ahir zamanda ise; dengeler değişmiş ve oyunun kuralları farklılaşmıştır. Yani madde, mana yerinde ikame olmuş, kuvvet hakka galip hale gelmiştir. En güzel örneği ise; ABD’dir. Bugün dünyada herkes Amerika’yı, güçlü olduğu için haklı zannetmektedir. İşte bu asrın ve ahir zamanın mergup metâı, teknolojik ve ekonomik güçtür. Buna sahip olamayan, sadece haklılıkla kendini koruyamaz.

Dolayısıyla haklılıkla beraber teknoloji ve ekonomik gücümüzü de elde edebilirsek, Üstadımızın tavsiyesine uymuş oluruz.

Resul-ü Kibriya (asm)’nın da asırlar evvel mucizevi bir tarzda, ihbarını tahakkuk ettirmiş oluruz.

Ayrıca, ekonomik ve teknolojik güce sahip olmak, Allah’ın fıtrata koyduğu kanuna da riayet etmek demektir. Yani sünnetullah ve âdetullah kanunlarına tabi olan, hangi dine mensup olursa olsun muvaffak olur ve galebe çalar.

Biz İslam alemi olarak; Allah’ın kitabı olan Kur'an'a tabi olduğumuzdan müslimiz, neticesini ve mükafatını ahirette göreceğiz. Fakat sünnetullah ve âdetullah dediğimiz, fıtratın kanunlarına Avrupalılar uyup tatbik ettiği için, onların dünyada hakimiyetleri söz konusudur. İdeal olan, her iki kanuna riayet edip, dünyada ve ukbada huzur ve muvaffakiyeti temin etmektir.

Emeviler, zamanına göre medeniyeti yakalamış idi. Endülüs bunun en güzel örneğidir. Abbasiler ise; emeviler kadar medeniyet noktasında inkişaf edemediler. Osmanlılara gelince, Kanuni Dönemine kadar maddi ve manevi inkişaflar hasıl oldu. Kanuni'den sonra ise; maalesef teknoloji ve maddi terakkiyi kaybetmeye başladık. Dinimizden de elimizi gevşettik. Teknolojimizi geliştiremedik, sanayi devriminin gerisinde kaldık. Bu ise bize üç kıtadan bir Anadolu’yu bırakmıştır.

Nur Talebeleri bu genel kaideyi bireysel anlamda çalışkanlık, dürüstlük ve eğitime önem vererek ifa etmelidirler.

(1) bk. Hutbe-i Şamiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...