"Maziye, mesâibe kader nazarıyla; ve müstakbele, meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve İtizal, burada barışırlar." Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cebir ve İtizalde birer dane-i hakikat bulunur"

"Ey talib-i hakikat! Maziye, hem musibet; müstakbel ve mâsiyet ayrı görür şeriat. Maziye, mesâibe nazar olur kadere."

"Söz olur Ceberîye. Müstakbel ve maâsi, nazar olur teklife. Söz olur İtizâle. İtizal ile Cebir şurada barışırlar."

"Şu bâtıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Bâtıl olan, tâmimdir."(1)

"Maziye, mesâibe kader nazarıyla; ve müstakbele, meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve İtizal, burada barışırlar." (2)

"Maziye, mesaibe kader nazarıyla ve müstakbele, maâsiye teklif noktasından bakmak lâzımdır. Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez'a iltica etmemek elzemdir."(3)

Üstad Hazretleri burada, geçmişe Cebriye nazarı ile bakmanın bir mahzuru olmadığını söylüyor. Aynı şekilde geleceğe de Mutezile gibi bakılabilir diyor. Yani geçmişte başımıza gelen musibetler için, "demek kaderimde varmış" demekte bir sakınca olmadığı gibi, geleceğin de sanki tamamen bizim tasarrufumuzda gibi, sebeplere sarılıp hazırlanmamızda bir zarar yoktur. Bu insana ruhen hafiflik verir ve insanı manen rahatlatır.

Geleceğe iki cihetle bakılır. Birisi, günahlar ciheti, diğeri takva ve ibadet cihetidir. Mesela sabah namazına kalkma konusunda, sanki benim iradem mutlak hakimmiş gibi bütün sebeplere tam riayet etmem gerekir. Erken uyumak, çalar saat kurmak gibi... Bu cihetle İtizal gibi düşünüp çok ihtiyatlı davranabiliriz. Bir harama girmek konusunda da aynı şekilde irade mutlak hakimmiş gibi düşünüp öylece tedbirli olmamız gerekir. “Meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır.” sözü, bu inceliğe işaret eden bir sözdür. Yani istikbale ait durum ve amellere İ’tizalin bu dane-i hakikati ile bakabiliriz.

Özet olarak, gelecek için Muzetile, geçmiş için Cebriye, halihazır için ise Ehl-i sünnet gibi düşünmek gerekir. Tabi bu ölçüler avam mümin içindir. Havass için durum farklıdır.

Çaresi bulunan şeyde, yani insan iradesine taalluk eden konularda acze düşmemek gerekir. İnsanın elinden gelen ve iradesine bakan meselelerde topu kadere atması yanlıştır. Ama elinden gelemeyen ve iradesine bakmayan konularda tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde olması gerekir. İnsanın, çaresi bulunmayan hususlarda hüzün limanına değil, sabır ve tevekkül limanına iltica etmesi gerekir.

Mümin kardeşimizin işlediği bir hata hususunda da böyle müspet ve yapıcı bir fikir beyan edebiliriz. İşlenmiş ve geri getirilmesi mümkün olmayan şeylerde kaderi kullanıp yapıcı ve rahatlatıcı bir taktik izlenebilir ki, Üstad Hazretlerinin bu ifadelerini bu kapsamda değerlendirebiliriz.

İradi kader ile ıstırari kader iç içe çalışan iki mekanizma gibidir. İnsan her ne kadar bir iradeye sahip olmuş olsa da, ıstırari kader daha sağlam daha kuşatıcıdır. Bu yüzden her iradi fiili mutlak bir serbestlik olarak göremeyiz. Bazen biz çok isteriz, ama kader müsaade etmeyebilir. Lakin bu, iradeyi de bütünü ile selb etmez. İkisi arasında, aklın, idrakinden aciz kaldığı latif bir münasebet vardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Lemeat..
(2) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.
(3) bk. Tuluat, Müstehak Bir Ceza.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

isahalim

Geçmişe kader cihetinden bakacaksak şayet, geçmişte işlediğimiz günahlara da  cüzi irade cihetiyle değil de kader cihetiyle baktığımız zaman, günah suçunu kadere atmış gibi oluyoruz sanki ???

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

"Maziye, mesâibe kader nazarıyla; ve müstakbele, meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve İtizal, burada barışırlar."

Burada geçmişe ve musibetlere kader cihetiyle bakılabileceği ifade edilip kayıtlanıyor. Günahlara ve geleceğe ise, cüzi irade ve teklif noktasından bakılması gerektiği vurgulanıyor. Bu noktada kendimizi kontrol altında tutmalıyız.

Yani ifade ettiğiniz gibi; geçmişteki günahlarımıza kader cihetiyle bakamayız. Geçmişteki günahları cüzi irademizle işlediğimiz için yine kadere vermemiz mümkün değil. Üstadımız bu manayı çok veciz bir şekilde şöyle sonlandırıyor:

"Şu bâtıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Bâtıl olan, tâmimdir."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

"Geçmişe kader cihetiyle bakılır, evet, fakat bunun bir istisnası var, o da geçmişteki işlediğimiz günahlarımız." Aziz Üsadımızın cümlesinin ilk kısmı maziden bahsedip, ikinci kısım  müstakbelden bahsedince bende bir kafa karışıklığı olmuştu. Belki başkalarında da bu kafa karışıklığı olabilir bu sebepten diye düşünüyorum. Allah razı olsun...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...