"Medenîlere galebe çalmak ikna iledir." cümlesine göre, maddi kılıç artık hükmünü yitirdi mi? Devamındaki "söz anlamayan vahşiler" kısmına da değinir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Zira, medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir."(1)

Cihad, cehd kökünden türemiştir. Cehd ise, bir şeye gayret ve güç sarf etme anlamındadır. Istılah açısından cihad: Düşmana karşı mücadele etmek, karşı koymak anlamındadır.

Cihad iki şekilde değerlendirilmiştir. Birisi, insanın nefis ve şeytanı ile olan mücadelesidir; buna "büyük cihad" denilmiştir. Evet;

"...Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) ile tahallûk ve sünnet-i Nebeviyeyi ihyâ ile muvazzaftır."(2)

İkincisi ise, din ve vatan için maddi olarak düşmanla harp etmektir ki, buna da küçük cihad denilmiştir.

Büyük ve küçük tabirinde şöyle bir incelik vardır: İnsan, nefis ve şeytanı ile olan mücadelesini kaybederse, ebedi hayatını da kaybetme tehlikesi vardır. Onun için netice çok büyük ve cihad daimi olduğundan, bu cihada "büyük cihad" denilmiştir.

Ama küçük cihadda ise, netice ya şehit olmak ya da gazi olmaktır. Söz konusu olan küçük cihadda kısa ve az bir ömrün kaybedilmesi ile neticesinde çok büyük bir makamı ve saadeti kazanmak olduğu için, bu cihada "küçük cihad" denilmiştir.

"Zararı def etmek, menfaatı elde etmekten daima önce gelir." mülahazasınca, nefisle yapılan cihad maddi cihaddan daha önceliklidir.

Ayrıca cihadın çok şubeleri vardır. Kimisi malı ile cihad eder, kimisi ilmi ile cihad eder, kimisi güç ve kuvveti ile cihad eder, kimisi de imkanları ile cihad eder ve hakeza.

Cihadın şekline göre araç ve vasıtalar önem kazanır. Bir zamanda ve dönemde maddi ve askeri güç hakimse, burada vasıta olarak kuvvet ve silahlar önem kazanır. Başka bir zaman ve dönemde ikna, delil ve fen hükmediyorsa, ilim ve ispat cihadın en önemli mühimmatı olur. Cihadın vasıtası tek bir kalıp, tek bir tarz değildir. Zamanın ilcaatı ve gereği neyse, hüküm ve vasıtalar da ona göre önem arz eder. Müminler de ona göre hareket eder.

İslam’da maddi cihadın tanzim ve tedbiri, devletin eli ile yapılır; şahıslar ve gruplar, kendi başlarına hareket edemezler; ederlerse, baği olurlar, yani eşkıya sayılırlar.

Ehl-i sünnet inancına göre, İslamî bir toplumda, İslamî bir devletin olmaması durumunda, maddi cihad, manevi cihada inkılap eder. Yani güç ve otorite İslamî olana dek, manevi ve ilmi mücadele geçerlidir. İslamî bir toplumda, yani dahilde silahlı mücadele caiz değildir. Ama hariçten gelen düşmana karşı vatan savunmasında, İslamî olmayan devlete itaat edilmesi gereklidir. Zira can, namus, mal gibi şeylerin korunması, ancak bağımsız bir vatanla mümkündür.

Maddi cihad, günümüzde çok suistimal edilmektedir. Günümüzde maddi cihad hususunda ifrat ve tefrit fikirler öne çıkartılmaya çalışılmaktadır. Bazı aşırı görüşler, cihadı zulüm ve eşkıyalıkla izaha kalkışıyor. Bazıları da buna tepki olarak maddi cihadı tamamen inkara gidiyorlar.

Orta yol ise, her şeyi yerli yerine koymakla olur. İslam’da maddi cihad da manevi cihad da vardır. Manevi cihad, bütün Müslümanlar üzerine farzdır. Maddi cihad ise devlet ve devletin ordusu üzerine farzdır.

Maddi cihad, şahısların altından kalkacağı bir yük değildir. Onun için bu yetki, şahıslara değil, devlete verilmiştir.

Şahısların kendi başına orada burada, sivil, asker, masum, zalim ayırımı yapmaksızın, yapmış oldukları eylemler cihad değil, zulüm ve terördür; ahiret vebali de çok ağırdır. Peygamberimiz (asm)'in cihad ve mücahitlerle ilgili hadisleri, şahısları cihada teşvik için değil, devletin bünyesinde savaşa giden askerleri teşvik etmek içindir.

Bazı tefrit gruplar da İslam’daki cihad kavramını tamamen rafa kaldırıp maddi cihadın bu zamanda geçersiz olduğunu ve gerek kalmadığını ima ediyorlar. Halbuki ne maddi cihad, ne de manevi cihad, kıyamete kadar kalkmaz. Kalkması, kainatın kanunlarına aykırı bir görüştür.

Allah, kainata mübareze kanunu koymuştur. Hak ile batıl, sürekli çarpışır. Bazen olur ki, zamana ikna, fen ve ilim hükmeder. Maddi cihadı inceltir, ama koparamaz. Bazen olur ki, maddi cihad manası hükmeder. Söze ve diplomasiye gerek kalmayacak bir vaziyete girer, maddi savaş ve cihad kaçınılmaz olur.

Günümüzde ikna, ispat, ilim ve fen hükmettiği için, manevi cihad ön plana çıkmıştır. Maddi cihadı yapacak askeri ve siyasi güçler oluşmadığı için, Müslümanlar, manevi cihad ile memurdurlar.

Bununla beraber, devletler kendi maddi ve askeri güçlerini sürekli arttırmaya çalışırken, Müslümanlar da "manevi cihad var" diyerek, o alanları boş ve zayıf bırakması akıl karı değildir. Tabi bu vazife devletindir. Biz de devletimize karşı kendimize düşen yönü ile vazifemizi yapmamız gerekir. Bugün bazı Müslüman ülkeler kafirin bombası altında can veriyor ise, bunun yegane sebebi maddi cihadın unsurları olan askeri ve iktisadi gücümüzün yeterli ve caydırıcı olmamasıdır. Müslümanlara karşı tehlike oluşturacak güçlere mukabil Müslüman aleminin de haksızlık ve zulümleri önlemeye yönelik askeri ve siyasi bir güç ve oluşumunun olması zaruridir. "İslam barış gücü" adı altında her Müslüman devlet askeri ve siyasi bir birlik kurmaları iktiza eder ki, bu da ancak askeri bir güç ile mümkündür.

Manevi cihad asıldır ve süreklidir. Maddi cihad ise arızalı durumlarda devreye giren geçici bir haldir. Lakin maddi cihadın hükmü kalkmış, kılıcı kınına ebediyen girmiş demek hem akli hem de İslami olmaz. Üstad Hazretlerinin de böyle bir iddia ve sözü yoktur.

Sorunun ikinci kısmına gelince;

İnsanlara, zorbalık ve baskı ile bir şeyi gönül rahatlığı ile kabul ettirmek pek mümkün değildir. İnsanların gönül ve fikir dünyasına ancak ilim ve ikna ile girilir. Hatta baskı ve zorbalık tam aksine insanda nefrete ve içten içe bir düşmanlığa sebebiyet verir.

Bu sebeple İslam baskı ile kabul edilen imanı sahih saymamakta ve bunu bir münafıklık olarak tanımlamaktadır. Gerçek iman, insanın özgür iradesi ile tasdik etmesinden ibarettir.

Bu yüzden Risale-i Nur'un tarzı ikna ve ilimdir. Risale-i Nur'un çok okunmasının çok yayılmasının çok etkili ve müspet olmasının sebebi de ikna ve ilimi esas almasından dolayıdır.

Şu anki dünya insanı, özellikle medenileşmiş olan Batı, zorlamalarla değil, ikna metoduyla yola gelebilir. Elbette maddi cihad olacağı vakit de devlet erkanının verdiği emre uyulmalı, fakat dinimizi yayalım niyetiyle yola çıkma durumu söz konusu olduğunda, manevi cihad, yani sözle ve özellikle fiilen ve hâl ile yapılacak tebliğ ön plana çıkmıştır.

Evet, Risale-i Nur hareketi, insanların özgürlüklerine değil gönüllerine hakim olmayı öğütlemektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Divan-ı Harb Örfi, Hakikat.
(2) bk. age., Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (a.s.m.).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...