"Meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar nuranî bir hayt-ı münasebet" nasıl oluyor? "Velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış." ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

1. “Meyve makamından, ta çekirdek-i aslî makamına kadar nuranî bir hayt-ı münasebet…” Nasıl oluyor?

Bütün insanlar kâinat ağacının meyvesi olmakla birlikte burada “meyve makamı” varlık âleminin en mükemmel meyvesi olan Resûlullah Efendimizin (asm) yüksek derecesini ifade etmektedir. Çekirdek-i aslî olan nur-u Muhemmedîden ahir zaman peygamberliğine uzanan bu hayt-ı münasebet, bu noktada kalmamış, mi’rac ile Cenâb-ı Hakk’ın zâtını görme ve hitabına mazhar olma makamına kadar ilerlemiştir. İşte mi’rac bu münasebetin bir gılafı ve sûretidir. Bu sûretin hakikati ise daha önce geçtiği gibi “Zât-ı Ahmediyenin meratibi kemâlatta seyr etmesi ve kâbe kavseyn makamında rü’yete mazhar olmasıdır.”

2. "Risaletiyle dönmüş" ifadesini nasıl anlamalıyız, Efendimiz (asm.) mi’raca gitmeden önce de peygamber değil miydi?

Mi’rac peygamberliğin 12. Yılında gerçekleşmiştir. Namaz, hicretten bir buçuk yıl kadar önce mi'rac (İsrâ) gecesinde beş vakit olarak farz kılınmıştır.

Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, Hz. Peygamber (asm)'in ibadet tarzı Cenâb-ı Hakk'ın yaratıklarını düşünmek, Allah'ın yüceliğini tefekkür etmek şeklinde idi. Sabah ve akşam ikişer rekât hâlinde namaz kıldığı da nakledilir.

3. "Kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-yı ümmeti, ruh ve kalble, o cadde-i nuranîde... makamat-ı âliyeye çıkıyorlar.” İzah eder misiniz, kapının açık bırakılması ne demektir?

Cenâb-ı Hakk’ın rızasına vasıl olmanın ve kurbiyetine ermenin kapısı açıktır. Allah’ın sevgili kulları farz ibadetlerini kemâl-i ihlas ile yapmanın yanı sıra nafile ibadetlerini de mümkün olduğu kadar artırmak suretiyle bu yakınlığa mazhar olur ve sonunda yüksek makamlara ererler. Cenâb-ı Hak bu sevgili kullarıyla da ilham yoluyla konuşur, onların kalblerine nice sırlar ilka eder. Ancak bu konuşma ve bu yakınlaşma şu dünyada ancak “ruh ve kalble” olur.

Allah’ın rü’yetine mazhar olmak cennette tahakkuk edecektir. Bu, ilâhî bir sünnettir. Hz. Musa (as.) dahil hiçbir peygamber bu dünyada rü’yete mazhar olamamışlardır. Daha önce de arzettiğim gibi Üstad Hazretleri Resûlullah Efendimizin (asm) Cenâb-ı Hakk’ı görmesinin “beka âleminde” tahakkuk ettiğini önemle kaydediyor. Mi’rac O en büyük Peygamberin beka âlemi yolculuğudur. Bu en büyük mucize, Peygamber Efendimizin (asm.) bütün semâ tabakalarından geçmesinden, cennet ve cehennem dahil bütün mahlukat âlemini gerilerde bırakmasından sonra, kâbe kavseyn makamında, tahakkuk etmiştir.

Üstad Hazretleri mi’racı “velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı” olarak tavsif eder. Onun (asm.) ubudiyetteki o yüksek derecesi en büyük bir keramet olarak mi’racı meyve verdiği gibi ümmetinin evliya zümresi de aynı yolda giderek yüksek makamlara erebilirler. Kapının açık bırakılması bu manadadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...