"Mihmandar-ı Kerim'in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git..." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Eşya, esas itibarı ile Allah’ın bir sanatıdır, eseridir ve isim ve sıfatlarına işaret etmektedir. Ancak bu işaretler iman ve hidâyet gözlüğü ile görülebilmektedir. İnkârcı veya gafletli gözler bu işaretleri göremez.

İman gözlüğü ile bakıldığında kâinat bir bayram yeridir. İçindeki bütün varlıklar Allah’ı tesbih ve hamd etmekte ve neşelenmektedirler. Çiçekler, böcekler, dağlar, bayırlar, yıldız ve galaksiler, hep birlikte tevhidi ilan ederler. Kâinat ve içindeki bütün bu güzellikler, sonsuz güzelliğin bir habercisi ve müjdecisi mahiyetindedir.

Evet, su kabarcığının üstündeki küçük ışık huzmesi nasıl güneşe işaret ediyor ise, kâinattaki sayısız cemal huzmeleri de sonsuz bir cemale işaret etmektedirler.

Binaenaleyh bütün bu incelik ve güzellikleri kemali ile görmek ve zevk etmek, ancak kâmil bir iman ile mümkündür..

Risale-i Nur'un tahkikî iman dersleri inşallah bu manevî zevki herkesin kabiliyetine göre verebilir.

“Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma.” gibi zahir hakikatlerle, dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan mufarakati gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin her şeyde ve her şe’ninde bir izi bulunduğunu gösterir."

Bir misafir, misafirhaneden ayrılırken geri bakmak yerine gideceği yeni menzile nazar eder. İnsanın da kalbini ve fikrini ölüm ötesine, cennete, ebedî saadete tevcih etmesi gerekir. Böyle bir tevcih dünyadan ayrılışı kolaylaştırır.

Dünyanın fani olduğunu bildiği halde, sanki burada ebedî kalacakmış gibi bir ruh haleti taşıyan kimsenin dünyadan ayrılması oldukça zor olur. Bu gibi kimseler ölümden fazlasıyla korkarlar. Dünyayı misafirhane telakki eden kişiler ise, bir misafirlik süresi kadar kaldıkları bu dünyaya gönül bağlamazlar ki ondan ayrılmaları çok zor olsun.

“Arkana bakma çık git.” ifadesi dünyayı misafirhane olarak gören kişi için geçerli olduğu kadar, dünyanın diğer tarifleri için de geçerlidir. Dünyayı âhiretin tarlası olarak gören kişi, bu tarlada işini bitirince artık arkasına bakmadan çıkar gider. Keza dünyayı bir imtihan meydanı olarak gören kişi de imtihanını tamamladığında imtihan salonuna hasretle bakmaz, ondan ayrılmanın elemini hiç mi hiç çekmez. Arkasına bakmadan bir an önce salonu ve bulunduğu binayı terk eder.

“ Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.” (Mesnevi-i Nuriye)

Burada akla şöyle bir sual gelebilir: Dengeyi nasıl kuracağız? Dünya işlerine hiç mi bakmayacağız?

Üstadımızın; "Dünyayı kesben değil, kalben terk et." tavsiyesine göre hareket edilirse bu denge sağlanır. İnsan çalışacak, üretecek ama kalbini dünyaya bağlamayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...