"Müceddid" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Müceddid; yenileyen, yeni bir şekil veren, yeniden güçlendiren demektir.
Müceddid; Peygamber Efendimiz (asm)'in sünneti terk edilip bid'atlar yayılınca insanlara yeniden dinlerini öğreten ve bu bid'atleri bertaraf etmeye çalışan İslâm âlimidir.
Cenab-ı Allah, insanlara doğru yolu göstermek için onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm)'dir. Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir.
Diğer ümmetlerde olduğu gibi Habib-i Kibriya Efendimiz (asm)'in ümmeti arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir ve bunun neticesinde Müslümanlar dinden ve sünnetten uzaklaşaebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknikle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar ve bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğar.
Toplum içinde çıkan bid'atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere bir çözüm bulabilecek ve Müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere de bu ölçüde ihtiyaç hissedilir ki, peygamberlik müessesesi sona erdiğinden, bu büyük vazife Peygamber Efendimizin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere de "müceddid" denilmektedir.
Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."(Ebu Davud, Melahim, 1).
Hadisin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Rasulûllah Efendimizin temiz sülalesinden olacağı bildirilmiştir. Ayrıca gelecek müceddidin bir değil, birden fazla olacağını söyleyenler de vardır.
Dinde reform yapmak isteyenler, müceddidle ilgili bu hadisin kapsamına girmez. Nitekim gelmiş geçmiş bunca ulema içinden bir tanesi bile bu hadisi dinde reform manasına almamıştır.
Müceddid ile müteceddidi birbirine karıştırmamak gerekir. Zira aralarında büyük fark vardır. Müteceddid, yenilik taraftarı olan, İslâm ile câhiliyye, bugünkü manasıyla pozitivizm, materyalizmin uzlaştırılmasından yeni bir sentez ortaya çıkaran ve ümmeti cahiliyye rengine boyayan kimsedir. Bunların gayesi dini tecdid değil, tahriptir. Müceddid ise; İslâm'ı cahiliyyenin ve bidatların bütün unsurlarından temizleyen, sonra da mümkün olduğu kadar onu katışıksız olarak, olduğu gibi hayata iade eden demektir. Müceddid, cahiliyye ile anlaşmak ve uzlaşmaktan uzak olur ve her ne kadar ehemmiyetsiz olursa olsun, cahiliyyenin hiçbir izinin İslâm'ın herhangi bir kısmına yerleşmesine sabredemez.
Müceddid ile peygamber arasında da azim fark vardır. Peygamber; Allah tarafından açıkça emir almıştır. Kendisine vahiy gelir, peygamberlik davasıyla işe başlar ve insanları kendisine davet eder; îman veya küfür onun davasını kabul etmeye veya etmemeye bağlıdır. Müceddid böyle değildir.
Müceddidde bulunması zarurî olan vasıflar şunlardır:
Berrak bir zihin, keskin bir görüş, dosdoğru bir fikir, ifratla tefrit arasındaki orta yolu bulma ve buna riayet etmeye ait nadir kudret, asırlar boyu yerleşip kökleşmiş kanaatlerin ve yeni durumların tesiri altında kalmaktan sıyrılmış tefekkür gücü, doğru yoldan sapıtmış olan zamanının gidişi ile mücadele cesareti, yeniden kurmak ve ictihad etmek için gerekli olan ve Allah tarafından bağışlanmış bulunan liderlik ve önderlik kabiliyeti...
Ayrıca müceddidin İslâm esaslarını gönlünün derinliklerinden kabul etmiş, kendi görüş, anlayış ve fikir içinde gerçekten inanmış olması, en küçük işlerde bile İslâm ile câhiliyyetin farkını bilmesi, asırların topladığı çıkmazlar yığını altından hakkı, gerçeği gün yüzüne çıkarması elzemdir.
Tecdîd işinin aşağıda belirtildiği üzere çeşitli şubeleri vardır:
a) Müceddidin içinde yaşadığı muhite ait hastalıkları doğru bir şekilde teşhis etmesi gerekir. Bunun yolu; zamanın durumunu her bakımdan dikkatle gözden geçirerek cemiyete cahiliyyenin yerleştiği noktaları, tesir derecesini, bunların topluma yayılma yollarını anlaması, tesirlerinin hayatın hangi noktalarına kadar vardığını, hal-i hazır durumda gerçek Müslümanlığın yerinin ne olduğunu görmesidir.
b) Müceddid, topluma yönelik ıslah çareleri bulmalı; yani cemiyet üzerinde câhiliyyetin galebesini yok edip İslâm'ın içtimaî hayata girme imkânını hazırlamalıdır.
c) Müceddid, kendisini imtihan ederek; yapabileceği işin sınırını çizmeli; güç ve kuvvetini ölçmelidir.
d) Müceddidin fikri ve nazari bir inkılap meydana getirmek için çalışması; yani insanların fikirlerini, itikatlarını, duygularını İslâm'a uygun bir hale getirmesi, eğitim ve öğretim sistemini ıslah, İslâm ilim ve sanatlarını ihya etmesi, yeniden İslâm’ın ulvî hakikatlerini diriltmesi, onun en temel ve en mühim vazifelerindendir.
e) Müceddid, amelî ıslah hareketini ele almalı, câhiliyyenin örf ve âdetlerini iptal etmeli, güzel ahlâkı yükselterek, islâmî manâda lider olacak kişileri yetiştirmelidir.
f) Müceddidin, dinin temel hükümlerini, temel gayelerini bilmesi, kendi asrındaki fen ve teknik sahadaki gelişmeleri takip etmesi, önceki nesillerden miras kalan eski medeniyet tablosunda yapabileceği tadil için bir yol haritası çizmesi ve metod bulması, bunu yaparken İslâm dininin ruhunu, selâmetini ve gayelerinin gerçekleşmesini temin etmesi, maddî ve manevî terakkide İslâm'ın cihanşümul önderliğine imkân vermesi gerekir.
g) İslâm'ın kökünü kazımak ve çökertmek için ayaklanan bütün batıl akımlarla mücadele etmek ve onların gücünü kırarak İslâm'ın ihyasına yol açmak da müceddidin görevleri arasındadır.
h) İslâm nizamını hâkim kılma, cahiliyyet taraftarlarının elinden idarî otoriteyi alarak onu, peygamberin ve onun yerine gelenlerin yürüttükleri nizama uygun hale, cihanşümul bir inkılap meydana getirmeye çalışmak da müceddidin görevidir. Müceddid, yalnız bir memlekette veya sadece Müslümanların yaşadığı ülkelerde İslâm nizamını yerleştirmekle kalmayıp, ıslah ve inkılap davetinin yeryüzündeki bütün insanlara yayılmasını temin edecek kuvvetli bir hareket meydana getirmelidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü