"Muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalpte hakiki bulunsa, o vakit adavet mecazi olur, acımak suretine inkılap eder." cümlesini izah eder misiniz? Muhabbetin sebepleri nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir kalpte muhabbet hakiki manada yerleşmiş ise, onun zıddı olan düşmanlık yol bulup içine giremez. Zira bir yerde iki zıddın aynı anda bulunması mümkün değildir. Bir kalpte bunlardan birisi yerleşmiş ise, zıddını defeder. Nasıl ışık ile karanlık bir odada aynı anda bulunamıyor ise, bir kalpte de muhabbet ile düşmanlık beraber bulunamazlar. Muhabbet kalpte hakiki bir şekilde yerleşmiş ise, düşmanlık olamayacağı için, adavet hissi acımak ve şefkat manasına inkılap eder. Yani kişiye düşmanlık yerine acımak hükmeder.

"Mümin, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas.)

Bu aksi için de geçerlidir. Şayet bir kalpte düşmanlık, hakikati ile yerleşmiş ise bu kez de muhabbet vaziyeti idareye inkılap eder. Kişi suni ve yapmacık hareketlerle seviyormuş gibi görünür. Böyle yapmasının sebebi ise ya menfaati içindir ya da o kişinin şerrinden korunmak içindir.

İnsan bir kişiye hem düşmanlık edip hem de muhabbet besleyemez.

Muhabbetin üç temel sebebi vardır. Bunlar kemal, cemal ve ihsandır. İnsan bir şeyi ya mükemmel olduğu için ya güzel olduğu için ya da iyilik ve ihsanından dolayı sever.

Muhabbete vesile olan diğer bütün detaylar, bu üç başlık altında toplanır.

"Muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir yahut lezzettir veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal)

Cenab-ı Hakk’ın bütün isimleri ve sıfatları sonsuz kemaldedir. Mütefekkir bir insan, kâinatta teşhir edilen hangi esere baksa “Bundan daha mükemmeli olamaz.” der.

İnsanın fıtratında güzel olanı takdir etmek ve sevmek vardır. İnsan, Güneşi de sever, Ay’ı da... Denizleri de sever ovaları da... Ağaçları da sever kuşları da. Tarihî eserleri de sever, kemal sahibi olan büyük zatları da.

Risale-i Nur'da bu hakikate şu şekilde işaret ediliyor:

"İKİNCİ REMİZ: Seyyid Şerif Cürcânî Şerhu'l-Mevâkıf'ta demiş ki: 'Sebeb-i muhabbet, ya lezzet veya menfaat, ya müşâkelet (yani meyl-i cinsiyet), ya kemaldir. Çünkü kemal mahbub-u lizâtihîdir.' Yani, ne şeyi seversen, ya lezzet için seversin, ya menfaat için, ya evlada meyil gibi bir müşâkele-i cinsiye için, ya kemal olduğu için seversin. Eğer kemal ise, başka bir sebep, bir garaz lazım değil; o bizzat sevilir. Mesela, eski zamanda sahib-i kemalat insanları herkes sever; onlara karşı hiçbir alaka olmadığı halde istihsankârâne muhabbet edilir."

"İşte, Cenâb-ı Hakk'ın bütün kemalatı ve esma-i hüsnasının bütün meratipleri ve bütün faziletleri hakiki kemalat olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar. Mahbub-u Bilhak ve Habîb-i Hakiki olan Zat-ı Zülcelal, hakiki olan kemalatını ve sıfat ve esmasının güzelliklerini kendine layık bir tarzda sever, muhabbet eder."

"Hem o kemalatın mazharları, aynaları olan sanatını ve masnuatını ve mahlukatının mehasinini sever, muhabbet eder. Enbiyasını ve evliyasını, hususan Seyyidü'l-Mürselîn ve Sultanü'l-Evliya olan Habib-i Ekremini sever. Yani, kendi cemalini sevmesiyle, o cemâlin aynası olan Habibini sever. Ve kendi esmâsını sevmesiyle, o esmanın mazhar-ı câmii ve zişuuru olan o Habibini ve ihvanını sever. Ve san'atını sevmesiyle, o sanatın tellal ve teşhircisi olan o Habibini ve emsalini sever. Ve masnuatını sevmesiyle, o masnuata karşı 'Maşaallah, bârekâllah, ne kadar güzel yapılmışlar!' diyen ve takdir eden ve istihsan eden o Habibini ve onun arkasında olanları sever. Ve mahlukatının mehâsinini sevmesiyle, o mehasin-i ahlakın umumunu câmi olan o Habîb-i Ekremini ve onun etbâ ve ihvanını sever, muhabbet eder." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.)

Allah, mutlak olarak kemal, cemal ve muhsin olmasından, sevilmeye ve muhabbet edilmeye en layık olanıdır. Zira kâinattaki bütün ikram, kemal ve güzellikler, Allah’ın cemal, kemal ve ihsanı yanında bir pırıltı bile değildir. Kâinattaki bütün güzellikler, kemaller ve iyilikler, Allah’ın sonsuz Cemal, Kemal ve Muhsin isimlerinin çok perdelerden geçmiş zayıf bir gölgesidir. Öyle ise Allah, hadsiz bir muhabbete layıktır. Üstelik onun cemal, kemal ve ihsanı nihayetsizdir. Ona mazhar olup onu yansıtan aynalar kırılsa da onlar daimî ve bakidir. Bu yüzden Allah’ın sonsuz cemal, kemal ve ihsanına işaret eden levhalar kırılıp fena bulsalar da bizi incitmemesi gerekir, zira onların menbaı ebedî ve bâki olan Allah’tır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...