"Koca kâinatta yerleşmeyen iki rububiyet bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Büyük bir sahada geçerli olmayan iki hâkimiyet davası, küçücük bir mekânda asla olamaz. Mantıken düşünüldüğünde mekân büyüdükçe paylaşma ve bölüşme normal addedilebilir, ama saha küçüldükçe paylaşma ve bölüşme âdeta imkânsız bir durum alır. Dolayısı ile küçük şeylerde iki idareciyi tasavvur etmek daha da imkânsızdır.

“Koca kâinatta yerleşmeyen iki rububiyet bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir.”(1)

Yani koca kâinatta imkânsız olan iki yaratıcı, iki idareci düşüncesi, küçücük bir atomda küçücük bir zerrede hiç kabul edilemez, denilmek isteniyor.

Kâinatın küçük bir atomundan tut, ta yıldızlara varana kadar her şeyin Rabbi ve sahibi sadece ve sadece Allah’tır. İki ilah düşüncesi ne kâinatın umumunda ne de onun küçücük bir parçası olan atomda düşünülemez.

Bir atomun elektronları ile çekirdeği arasındaki nizamı kuran kim ise, bir nev’ ile fertleri arasında, bir bedenle azaları arasında, bir organla cüzleri arasında mevcut olan nizamı kuran da O’dur.

"Müteharrik her bir şey, zerrattan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerleri vahdet namına zaptederler, kendi Mâlikinin mülküne ithal ederler." (2)

Nur’un birçok derslerinde kâinat şeceresinden söz edilir. Bir ağacın kökünden meyvesine kadar her şeyi birbiriyle bağlı olduğu ve birlikte çalıştıkları gibi, bu kâinat ağacında da zerrattan seyyarata kadar her şeyde bir sikke-i samediyet vardır. Yani her şey fıtrî vazifesini yerine getirebilmesi için Allah’ın yardımına ve inayetine muhtaçtır. Bu ihtiyaç da bütün kâinatın ona hizmet etmesi şeklinde kendini gösterir. Böylece her şey vahdeti göstermiş olur ve “Bütün kâinata sahip olamayan bize sahip olamaz” der.

Öte yandan, atom olsun, gezegenler olsun her şey Allah’ın mülkünde O’nun izniyle hareket ederler. Bir atoma sahip olan kim ise, onun vazife yaptığı bütün hücrelerin, organların sahibi de O’dur. Keza, bir gezegene kim sahip ise onun yörüngesinin ihata ettiği sahanın sahibi de O’dur. Hiçbir şey ve hiçbir kimse hareketlerini başkasının mülkünde icra edemeyeceğinden zerrat ve seyyarat kimin ise onların gezdikleri bütün sahaların mâliki de O’dur.

İlim adamları yıldızların sabit olanları gibi hareketli olanlarının da mevcut olduğunu söylüyor ve güneş sistemi içindeki bütün yıldızların sabit yıldızlar olduğunu belirtiyorlar. Üstad hazretleri sabit yıldızla bitkiler arasında şöyle bir alâka kuruyor: Her ağaç bir mühür gibidir, yazıldığı bahçe ise bir mektuptur. Ağaç kimin ise yazıldığı bahçe de O’nundur. Semadaki sabit yıldızlar da aynı tevhid dersini verirler. Sabit bir yıldız kimin mahlûku ise, onun yazıldığı sema sayfası da O’nun mektubudur.

" … Hareket etmeyen masnuat ise, nebâtattan nücum-u sevâbite kadar, birer mühr-ü vahdaniyet hükmündedirler ki, bulunduğu mekânı, kendi Sâniinin mektubu olduğunu gösterirler. Demek her bir nebat, her bir meyve birer mühr-ü vahdaniyet, birer sikke-i vahdettirler ki, mekânlarını ve vatanlarını, vahdet namına, Sânilerinin mektubu olduğunu gösterirler."

"Elhasıl, her bir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet namına zapteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye Rab olamaz."(3)

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Üçüncü Nükte.
(2) Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf (Haşiye)
(3) a.g.e

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...