"Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu biçare Müslümanlara iniyor?" izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımızın bu soruya cevabı şu olmuştur:

"Elcevab: Büyük hatalar ve cinayetler te'hir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler ta'cil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binaen ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı a'zamı, Mahkeme-i Kübra-yı Haşre te'hir edilerek ehl-i imanın hataları, kısmen bu dünyada cezası verilir."

"(Haşiye): Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor.”

Müslümanların başına gelen bela ve musibetlerin bir kısmı, “keffaretü’z-zünub”dur. Yani günahlarına keffarettir. Bir kısım musibetler de Müslümanların derecelerini artırmak için gelir, peygamberlerin başına gelen belalarda olduğu gibi.

Diğer bir kısmı da, “atmaca kuşunun serçelere taslitinin onların kabiliyetini inkişaf ettirmesi” kabilinden, Müslümanları zorluklara dayanmaya hazırlamaktır.

Musibetlerin bilmediğimiz daha nice hikmetleri vardır.

Bununla birlikte, bu vücut bize emanet olduğu için onu her türlü tehlikeden koruma konusunda azamî hassasiyet göstermekle mükellefiz. Mazide, İslâm âleminde bu konuda büyük ihmaller olmuştur. Meselâ, Afganistan'da meydana gelen bir depremde binlerce kişi vefat ederken, Japonya’da çok daha şiddetli bir depremde can kaybı olmamış ya da çok az olmuştur.

Bu vesileyle bir konuyu da kısaca hatırlayalım:

Üstad Hazretleri Lemaat adlı eserinde "Madem El-Hakku Ya’lu haktır. Neden kâfir, müslime; kuvvet hakka galibdir?"sualine dört ayrı cihetiyle, çok tatminkâr bir cevap verir.

Bunlardan sadece birisini hatırlayalım:

Söz konusu suale verilen cevapların birincisinde, vesileler üzerinde durulur ve bu hikmet dünyasında vesilelerin ve sebeplerin çarpıştığına dikkat çekilir. Müslüman olsun kâfir olsun, her kim ulaşmak istediği neticenin ön şartlarını yerine getirirse muvaffakiyet onun olacaktır. Hangi mahsulden, hangi şartlarda, hangi tekniklerle daha çok verim alınacağı bellidir. Bu vesilelere kim uyarsa muvaffakiyet onun olacaktır.

Mazide bu vesilelere gayr-ı müslimler daha fazla riayet ettiklerinden bizden daha fazla muvaffak olmuşlardı.

Şimdi şartlar çok değişmiş ve Üstadın “İstikbal inkılabı içinde en gür sadanın islamın sadası” olacağı müjdesinin emareleri kendini göstermeye başlamıştır. Artık Müslümanlar da bazı konularda batıyla yarışacak, hatta onu geri bırakacak seviyeye gelmişlerdir. İnşaallah bu gayretler netice verecek ve Üstadımızın müjdesi tahakkuk edecektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...