"Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?" Zulme veya isyana fiilen, iltizamen ve iltihaken taraftar olmak ne demektir? Bu taraftarlıkların farkları var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üçüncü Sual: Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?"

"Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zâlim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir."(1)

“İltihak”, söz konusu zulüm cephesinde belli bir vazife deruhte etmektir. “İltizam”da bir vazife yüklenmemekle beraber, kalben o cepheyi desteklemek söz konusudur. “Fiilen”, kelimesi iltihaka benzerse de ondan daha geri bir durumdadır. Meselâ, ne maksatla olursa olsun, böyle bir hareketin yayın organlarının bayiliğini yapmak yahut en azından o yayınlara para vermekle maddeten onları desteklemek de zulme fiilen iştirak demektir.

Malumdur ki, Kur’ân-ı Azimüşşan, değil zulüm yapmayı, zulme edna bir meyil ve rıza göstermeyi bile şiddetle yasaklamıştır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir."(2)

Bu hadis-i şerif Fetâvâ-yi Hindiye’de şöyle izah edilmiştir:

Bir kötülüğü kuvvet kullanarak defetmek devletin vazifesidir. Zira kuvvet kullanmak salahiyeti ferdin değil, devletindir. Dil ile düzeltmek yani tebliğ vazifesini yapıp insanları irşat etmek âlimlerin, kalben buğz etmek de avam-ı nasın vazifesidir.

İslâm dini, sultana, devlet reisine ve idarecilere itaati emretmekle beraber, bu itaati mutlak bırakmamıştır. İtaat ancak “Allah’ın emirlerine isyanı gerektirmeyen meseleler” için söz konusudur.

Evet, münkeri işleyen bir idareciye hakkı söylemek bir vazife olduğu gibi; onlara karşı ayaklanmamak da vatan ve millet namına en mühim bir vazifedir. Zira böyle bir isyan hareketinden ancak iç ve dış düşmanlar fayda görecekler, birçok masumların kanı dökülecektir.

Bütün müçtehitler, mücedditler ve İslam âlimleri itaat etmemekle isyan etmeyi birbirinden tamamen ayrı mülahaza etmişler, Allah’ın emrine muhalif durumlarda hiç kimseye itaat etmemişlerdir. Bununla beraber katiyyen isyana teşebbüs yahut teşvik de etmemişlerdir. Bilakis müminleri isyandan menetmek hususunda gayret ve himmetlerini esirgememiş ve bu vadide bütün Müslümanlara, hâlleriyle hüsnümisâl olmuşlardır.

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, On Dördüncü Söz'ün Zeyli.

2) bk. Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten 11; Nesaî iman 17; İbn Mâce, Fiten, 20.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Cem Demir

Burada bahsedilen şahıslar kimler acaba ve ne yapmışlar ki 1939 Erzincan depreminin kaderce meydana gelmesine sebebiyet vermişler?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Burada genel bir hükümden bahsediliyor. Bir idareci zulmettiği halde halkta bu zulme tepkisiz ve tarafsız kalarak bu zulme ortak oluyorsa musibetin umumi olmasına fetva verdirmiş oluyor demektir. Bu kaide belli bir döneme belli bir şahsa mahsus değil genel geçer bir kaidedir.

Zulüm, isyan, ahlâksızlık ile musîbetler arasında çoğu defa sebep sonuç ilişkisi vardır. İsyan ve zulüm yapanlar ve bunlara açık gizli destek veren insanlar, musîbetle hükmetmesi için kadere fetva verdirirler.

“Musîbet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüp eder. Musîbet, cinayetin neticesi, mükâfâtın mukaddimesidir.” Mektubat

“Hem böyle umumî musîbetler, ekser nasın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri (kısm-ı azamı) tevbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def olur.” Emirdağ Lâhikası

1939 Erzincan depremine sebebiyet veren zulümleri o dönemde vuku bulan Dersim katliamı, Nur talebelerine yapılan baskı ve zulümler, İsmet İnönünün ceberrut ve zalim yönetim anlayışı olarak ifade edilebilir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...