"Hem insana benzer ki, o Sâni-i Zülcelâlin makàsıd-ı külliyesini bilir, bir ubûdiyetle tevfik-i hareket ederler." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Hem insana benzer ki, o Sâni’-i Zülcelal’in makasıd-ı külliyesini bilir bir ubudiyet ile tevfik-i hareket ederler. Hem insanın hilafına olarak hazz-ı nefisten ve cüz’î ücretlerden tecerrüd ederek yalnız Sâni’-i Zülcelal’in nazarı ile emri ile teveccühü ile hesabı ile namı ile ve kurbiyetiyle ihtisas ile ve intisab ile hasıl ettikleri lezzet ve kemal ve zevk ve saadeti kâfi görüp, hâlisen muhlisen çalışıyorlar.”(1)

Sualin cevabına geçmeden önce, Mesnevî-i Nuriye’deki bir hakikat dersini hatırlayalım:

"Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir." (1)

İnsanın, toprağa ekilen bir tohum gibi, ana rahminde rahim duvarına yapışarak büyümesini sürdürmesi onun nebatî ve cismanî cihetidir. Yemesi, içmesi, görmesi, işitmesi, hareket etmesi gibi bitkilerde bulunmayan vasıfları onun hayvanî cihetini teşkil eder. İnsaniyet akılla başlar. İnsan düşünmekle hayvanlardan ayrılır. Bir mü’min akıl ve düşünceye sahip olma yönüyle inanmayanlarla müşterektir. Ancak insan, iman ile inanmayanlardan ayrılır ve “insaniyet-i kübra olan İslâmiyet”le şereflenir.

“İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder.” (2)

İşte, meleklerin insanlarla müşterek noktaları, onun menen terakki ettiren; iman, marifet, muhabbet gibi ulvî kıymetlerdir. İnsan, bu yönüyle terakki etmekle meleklerden üstün olabilir. Aksi halde, âyet-i kerimede haber verildiği gibi, hayvanlardan daha aşağı bir derekeye düşer.

Bahse konu olan bu cümle bir yönüyle meleklerin insana benzemesini ortaya koyarken, aynı zamanda insanın da melekler gibi olmasının yolunu gösterir:

Bunun için insan,

- Hazz-ı nefisten ve cüz’î ücretlerden tecerrüd ederek,

- Allah’ın rızasına teveccüh ve emirlerine uyarak,

- Yaptığı işleri nefis hesabına değil, Allah namına ve O’nun rızası dairesinde icra ederek,

- Kalbinde O’nun yakınlığını hissetmeye çalışarak,

- İmanla, Allah’a intisab ederek, O’nun kulu olmanın, misafiri olmanın, mahlûku ve memlûkü olmanın manevî hazzını tadarak “kemale, zevke ve saadete” erebilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat.
(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zühre, (On Yedinci Lem'a) On Dördüncü Nota.
(3) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...