"Ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez." Ulûhiyet-i mutlaka hakikati ile vahdet nasıl müşahede ediliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Ulûhiyet”; Mabudiyet mânasındadır, yani ibadete lâyık yegâne Zât Allah’tır. Elbette, bütün varlık âleminin yegâne yaratıcısı, tek sultanı ve hâkimi olan Allah’a ibadet edilmelidir. Ona yapılan ibadete başkaları ortak olamaz.

Ulûhiyet; Allah'ın kâinattaki tasarruf ve hâkimiyeti, tedbir ve terbiyesi ile her şeyi kendisine ibadet ve itaat ettirmesidir. Zerreden Güneş’e kadar her şey Allah’ın emri ve iradesi ile hareket ediyor. Hiçbir şey O’nun emir ve iradesi dışında hareket edemez, hiçbir varlık O’nun mutlak sıfatlarını kayıt altına alamaz. Bu da vahdet yani tevhid ile mümkündür.

Mesela, Allah’ın kudreti sonsuzdur; her yeri kuşatıp ihata eder. Kudreti sonsuz olan bir Zât, yardımcılara ve ortaklara ihtiyaç duymaz. Yani mutlak kudret başka kudretlere yer bırakmadığı için, kudretin bir olduğunu ilan eder ki, bu da vahdettir.

Kâinatın umumundaki hikmet, inayet ve rahmet tablosu “parlak bir hâtem-i tevhid”dir. Bu sofraların Hâlık’ını ve bu misafirlerin sahibini tanıtan ve birliğini gösteren çok parlak bir mühürdür.

Sofra tek bir sofra, o sofrayı etrafında döndüren güneş bir tek lamba, bütün canlıların teneffüsünü temin eden hava unsuru bir tek hizmetçi ve bahar bu arz küresinin erzak depolamak üzere uğradığı bir tek liman... Bunların hiçbiri şirketi kabul etmez...

O halde, bu sofraların sahibi, güneşin de, yerküresinin de, mevsimlerin de Rabbi olan Allah’tır.

Mutlak ilim, mutlak irade, mutlak isim ve sıfatlar da hakeza tek bir İlahı ve tek bir ulûhiyeti ispat eder...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.319
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...