"İntizam mükemmeldir. O karmakarışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemal-i intizamla bir istinsahtır." cümlelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve yüzümüzdeki sikke-i kudret bir olan bütün gitmiş ve gelecek emsalimizi icad edecek bir iktidar sende varsa, belki bana rububiyet dava edebilirsin. Yoksa, haydi sus! Benim nevimdeki karmakarışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme."

"Çünkü intizam mükemmeldir. O karmakarışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemal-i intizamla bir istinsahtır. Çünkü bizden çok aşağı olan ve bizim taht-ı nezaretimizde bulunan hayvanat ve nebatatın kemal-i intizamları gösteriyor ki, bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf.)

Nasıl sema dairesindeki yıldızlar görünüşte rastgele dağıtılmış gibi dururken, aralarında fennin beyanı ile mükemmel bir intizam hükmediyor. Aynı şekilde insanlığın karmaşık gibi duran içtimai yapısında da aynı insicam ve intizam hükmediyor.

Burada şirkin vekili, insanların karmakarışık vaziyetini görüp, "Acaba burada şirke bir yer ve kapı bulabilir miyim?" diyerek, insan nevine şirk namına sahiplenmek istiyor.

Mesela, İstanbul'da taksim meydanında sel gibi akan insanlara yüksek bir yerden bakan adam şöyle der; "Bu insanlar görünüşte karışık bir şekilde bir yerlere gidiyorlar." Zahirde o sel gibi akıp giden insanlarda bir insicam ve ahenk görünmüyor, ama her bir adamı çevirip; "Nereye gidiyorsun?" diye sorduğumuz vakit, hepsinin bir gayeye yönelik yürüdüğünü anlarız. Ve karmaşık zannedilen yürümelerin altında insanlar adedince gayelerin olduğuna hükmederiz ve o sel gibi akışın, o maksatların üzerinde ince bir zar olduğunu anlarız.

İnsanlık da dünya meydanında yürürken karmaşık gibi durabilirler, ama asla maksatsız ve gayesiz yaratılmamışlardır. Öyle ise Allah sadece bitki, hayvan ve küreler üzerinde hükümran değil, insanların karmaşık gibi duran içtimai hayatlarında da hükümrandır. Şu var ki, insanlar ihtiyarî fiillerinde, yani kendi iradeleriyle yaptıkları işlerde, bu dünya imtihanının bir gereği olarak serbest bırakılmışlardır. Ancak, onların işledikleri zerre kadar hayır da şer de kaydedilmektedir. Ona göre hesaba çekileceklerdir.

Netice olarak, her insan bir intizam ve ahenk ile yaratılmış harika bir san’at-ı Rabbanidir ve kudretin kader kitabına göre yazılmış hikmetli bir kelimedir. Yani kader mükemmel bir plan çiziyor, kudret sıfatı da o plana uygun bir şekilde icat ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.536
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
öyle orjinal misallerle izah getiriyorsunuz ki hakikat tam inkişaf ediyor aydınlanıyor elhamdülillah teşekkürler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
drerkan
Taksim misali çok güzel olmuş hakikaten.Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ZÜBEYİR ANAR

Karmakarışık vaziyetlerden bir iki örnek verebilir misiniz mesela benim aklıma gelen insanların farklı ırklarda yaratılmaları olabilir mi 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Olabilir. Yıldızları dağınık gibi durması da örnek olarak verilebilir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
NurluReis

Bu cümlede aslında insan nevinin taa hz Ademden son insana kadar gelen tüm insanların bir programın parçası olduğu yaptıkları seçimler ve fiilerin kaderin ezeli programının dahilinde olup uygun olduğu çıkıyor yine 29.sözde şöyle bir ifade var "Vaktaki meclis-i imtihan kapandı. Tecrübe vakti bitti. Esma-i hüsna hükmünü icra etti. Kalem-i kader, mektubatını tamamıyla yazdı. Kudret, nukuş-u san'atını tekmil etti. Mevcudat, vezaifini îfa etti. Mahlukat, hizmetlerini bitirdi. Herşey, manasını ifade etti." Bu cümlede yine evrenin başlangıcından sonuna kadar ezelden belirlenmiş bir kaderi program olduğu anlaşılıyor bu iki cümlelerden bu anlaşıldığı halde şöyle bir sual geliyor insan özgür irade sahibi iken nasıl olurda her yaptığı seçimde Allah'ın programına uygun davranıp seçerki ezelden belirlenmiş olan o program dışına çıkılmış olmasın?

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Kader Allah'ın her şeyi ezelden bilmesi ve takdir etmesidir. Bu, olayların önceden belirlendiği anlamına gelir. Ancak bu belirleme, bir zorlama değil, Allah'ın ilminin bir sonucudur. Allah, insanların neyi seçeceğini, hangi fiilleri işleyeceğini bilir.

İnsanın iradesi ile ilgili konularda ilim maluma tabidir malum ilme değil. Yani insan iradesi ile özgür tercihini yapar Allah’ta bu tercihi asla uygun olarak ezelde bilir. Tersi olsaydı insanın özgür iradesinden bahsedilemezdi. Yani malum ilme tabi olsaydı o zaman insan cebir etksinde kalırdı.

İnsana verilen seçme özgürlüğüdür. İnsan, iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında tercih yapma yeteneğine sahiptir. Bu irade, sorumluluğun temelidir. Eğer insan irade sahibi olmasaydı, yaptığı fiillerden sorumlu olmazdı.

Dolayısı ile kainatın ezelde planlanmış olması insan iradesini iptal etmez aksine teyit ve takviye eder. Çünkü insan yaratmaktan acizdir sistem kuramaz seçeceği imkanları yoktan var edemez demek insanın bir çok şey arasında tercih yapabilmesi için o şeylerin var edilip insanın önüne tercih imkanı olarak sunulması gerekiyor. Kalem icat edilmeden insan kalemler arasında tercih yapamaz. Evet kader zannedildiği gibi iradeyi iptal etmez irade ile çelişmez aksine iradeye zemin hazırlar iradeyi teyit ve takviye eder.

Kaderi insanı tuzağa çeken ya da insanı zorlayan bir senaryo gibi düşünmek yerine, daha çok tüm olasılıkları içeren geniş bir program gibi düşünebiliriz. Bu program içerisinde insanın cüzi iradesiyle yapacağı tüm seçimler ve bu seçimlerin sonuçları zaten mevcuttur. İnsan hangi seçimi yaparsa yapsın, bu seçim zaten Allah'ın ezeli ilminde yer almaktadır. Programın dışına çıkılamamasının sebebi, zaten programın her türlü olası seçimi içermesidir.

Kader, Allah'ın ezeli ilminin bir yansımasıdır ve insanın seçme hürriyetini ortadan kaldırmaz. İnsan kendi iradesiyle seçimler yapar ve bu seçimler zaten Allah'ın ezeli ilminde mevcuttur. Yani, insan program dışına çıkmıyor, çünkü program zaten insanın tüm olası ve gerçekleşen seçimlerini kapsıyor.

İnsanın sorumlu tutulduğu alan iman/küfür, iyi/kötü, hayır/şer gibi şeyler arasında seçim yapmaktır ve insanı değerli ya da değersiz kılanda bu seçimidir onun dışında kalan her şey mutlak bir kader programına tabidir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
NurluReis

Akla şöyle bir sual geliyor insan özgür irade sahibi iken nasıl olurda her yaptığı seçimde Allah'ın programına uygun davranıp seçerki ezelden belirlenmiş olan o program dışına çıkılmış olmasın. İşte burda suale cevap için bir temsil veriliyor:

 

Misal önceden belirlenmiş bir halının deseni mucizekar bir usta tarafından yapılıyor lakin halının planlı,programlı olan desenini oluşturan ipliklerden herbirisin şöyle bir özelliği var onlar kendi renklerini kendileri tercih ediyorlar öyle bir kabiliyete sahipler ve o mucizekar ustada o iplikleri yerleştirmede kimin hangi konumda hangi tercihi yapacağını önceden biliyor ona göre yerleştiriyor misal a ipliği halının x konumuna konulduğunda kırmızı y konumuna konulduğu vakit mavi rengi tercih edeceğini önceden biliyor şimdi belirlediği halının programının herhangibir konumunda a ipliği tercih yaptığı zaman o programa uygun tercih yapıyorsa o a ipliğini o konuma yerleştiriyor misal programda x konumunda halının kırmızı iplikle olması gerekiyor a ipliğine bakıyor gerçekten o konumda kırmızı rengi kendi iradesiyle tercih ediyor o halde a ipliğini x konumuna koyuyor böyle böyle hadsiz iplikler arasından kendi programına uygun tercih yapacakları programı için seçip onları halıya dokuyor mesela halının hiç bir konumunda istenilen rengi tercih etmeyecek hadsiz iplik var onları halıya eklemiyor programın amacına uygun olmayan desen çıkmasın diye işte bu temsilin hakikatini şu şekilde izah ediyorlar: 

 

O halı ve deseni: hz Adem'den son insana kadar gelen her insanın bulunduğu zaman ve o zamanda yaptıkları tercihlerden, fiilerden oluşan kaderin ezelde takdir ettiği umumi program.

O usta Nakkaş ı Ezeli olan Allah

O ipliklerden her biri özgür iradeli insanlar 

 

Baştaki sualin cevabıda şu Allah ezelde bu evrende isim ve sıfatlarını tecelli ettirecek en mükemmel programı taktir etmiş elbette bu programın içinde insanlarda dahil, sonra ezeli ilmiyle hangi insanın hangi zamanda hangi tercihleri yapacağını bildiğinden dolayı ezeli ilminde ilmi olarak var olan nihayetsiz insanlardan o programına uygun tercih yapacak olanları var etmeyi irade etmiş ve böylece ne program ı ilahi değişmemiş oluyor nede insanın iradesi elinden alınmış oluyor çünkü bu programa uygun düşmeyen yaratılmamış hadsiz insan var Allah hususi rahmet ve hikmetinden bizi sonsuzdan seçmiş mesela Ahir zamanda çok hikmetlerden dolayı ezeli takdir edilmiş programdan kaynaklanan bir Mehdi i Azam lazım geliyor tabir i caiz ise Allah çağrı atıyor nihayetsiz insanlara, kimin kabiliyeti uygunsa kim o zamanda programa uygun tercih yapacaksa onu varlık sahasına çıkarıyor bu hayırlı mübarek zatlar icin geçerli olduğu gibi zalim ve şerliler içinde geçerli misal Ahir zamanda yine kaderi program dahilinde çok hikmetlerin neticesi olaraktan Süfyan gibi bir zat lazım geliyor tabir i caiz ise ezeli ilmiyle Allah sonuz insan içerisinden bu vazifeye uygun olan kabiliyeti,özgür iradesiyle tercih verecek olan zatı varlık sahasına çıkarıyor tabi burda şöyle bir sual doğuyor bu Süfyan vazifesine getirilen zat başka zamanda olsaydı belki ehl i necat olacaktı sırf Allah programı için insanı o zamanda yaratıp haşa zulmetmiş olmuyor mu bu suale karşı deniliyor ki iki yönü vardır ilk olarak o zat zamanın başka noktalarında kaderi programa uygun düşmeyen tercihlerde bulunur ondan dolayı ya hiç yaratılmayacaktı yada o ahir zamanda yaratılacak malumdur ki adem haricindeki her şey hayırdır varlığa çıkmak ademden daha iyi olduğu için Hayırdır ikinci olarak o Süfyan olan zata biz Allah'ın kainatta cilveleri görünen sonsuz rahmetinden biliyoruz ki ona zulmetmez demekki o zatın kendi bulunduğu ahir zaman haricindeki hiç bir zamanda daha iyi bir durumda olmayacaktı yani diğer zamanlarda olduğundan dahada kötü olacaktı ya hiç yaratılmayacak yada yaratılırsa o programa uygun olan ve diğer noktalara göre en az kötü olduğu o zamanda rahmet ve hikmet gereği yaratılacak.

 

Bu hakikat böyle izah edilirken ben bu temsil bu anlatılanlar Üstadın yukardaki iki cümlesini izah edebilecek bir kabileyettemi yoksa nakıs yada hatalı mı kalıyor diye sormak istiyorum çünkü bu gerçekten derin bir mevzu ben bu temsilleri ve izahları bir alim zattan dinledim risale i nurun bu cümlelerinden böyle bir mana çıkarmış.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Allah bir şeyi yaratırken sayısız yönlerini sayısız hikmetlerini değerlendirip ona göre takdir eder biz ise ancak bir kaç yönünü anlayabiliriz bu yüzden filanca neden yaratıldı yaratılmasa şöyle olurdu gibi kaderin dipsiz ve derin ve ihata edilmesi mümkün olmayan mutlak kısmına girmek caiz değildir akıl bu ağırlığı tartamaz.

Biz genel prensipler ışığında Allah'ın mutlak adalet ve hikmet sahibi olduğunu biliriz aklımızın ihata etmediği yerlerde ve konularda ise teslim ve tevekkül ederiz iman böyle bir şeydir. Yoksa her bir şey üstünde mutlak kaderi ve hikmetleri ihata etmeye çalışırsak boğuluruz ve imanımız müteessir olur. 

Resulullah Efendimiz (a.s.m.), geçmiş kavimlerin çoğunun kader noktasında sapıklığa düştüklerini ashabına hatırlatmış ve onları, kaderin ince ve derin sırları üzerinde fazlaca durmaktan men etmiştir.

Risale-i Nurdan harika bir tespit:

“Hakikat-ı mutlaka mukayyet enzar ile ihata edilmez.”

Yani, insan aklı sınırlı ve kayıtlı; ilâhî hakikatler ise mutlak, yani kayıtsız. Bu sınırlı akıl, kaderin o sonsuz hikmetlerini kavrayamıyor, anlayamıyor. Çoğu tartışmalar da bu sahada cereyan ediyor. İşte, kaderin bu yönü hakkında ileri-geri konuşmak zarardan başka bir şey getirmiyor. Ve yasaklanmış!.. 

Peygamber Efendimiz (asm) hadislerinde şöyle buyurmuştur:

“Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın.” (Kenzü’l Ummâl, 1/132)

“Kader hakkında fazla konuşmayın, çünkü sizden evvelkilerin çoğu ondan kaybetmiştir.” (Tirmizî, Kader, 1)

Ancak bu gibi hadis-i şerifler bizi kader meselesini konuşmayı ve bu meseleyi anlamaya çalışmayı yasaklamıyor. Zira bu hadiste anlatılmak istenen farklı bir şeydir. Şöyle ki;

Kader ikiye ayrılır:

1. İnsanın kendi iradesiyle ilgili olan kısımdır.
2. İnsanın iradesinin karışmadığı, onun irade ve kuvveti dışında meydana gelen hadiselerdir…

Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya geldiği zaman dilimi, doğduğu ve yaşadığı belde, anne ve babasının kim olacağı, güzel veya çirkin olması gibi hususlar, bu ikinci kısma misal olarak verilebilir.

Bu ve benzeri meselelerdeki ilahi takdirin sırrını anlamaya çalışmak, “Niçin Allah bunu böyle yapmış?” diye düşünmek; insan için hem manasız bir kayıptır, hem de onu helake götürebilecek bir sebeptir. Zira bunun neticesinde, kadere yani ilahi takdire, ilahi hikmet ve rahmete isyan gelebilir. Bu sırlar ahirette, adalet gününde bütün incelikleri ile görünecektir.

İşte Peygamber Efendimiz (asm)’in “Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın.” hadisiyle bizi uğraşmaktan menettiği kader; insan iradesinin karışmadığı bu kısım kaderdir. Yoksa kaderin birinci kısmı üzerinde ehil olanların düşünce ve fikirleri hem güzeldir hem de tefekkürî bir ibadettir. Akaid âlimleri de kaderin bu kısmına büyük mesai sarfetmişler ve eserler yazmışlardır.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
NurluReis

Sizin ne demek istediğinizi anlıyorum lakin risalelerde yukarda verdiğim cümle gibi açık cümleler var bu noktada tefekkür etmek yanlış değil siz yukardaki halı temsili uygun düşermi düşmezmi biraz o tarafını inceleyip yazsanız çok yerinde olur.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu temsil, tevhit inancına genel hatlarıyla uygundur ve güzel bir yaklaşımdır. 

 

Programa uymayan tercih yapanları halıya eklememe kısmı biraz hassastır. Eğer bu, "Allah'ın ezelî ilminde, belli bir halının (hayatın, kaderin) desenine uymayacak tercihleri yapacak kişileri bu halıya hiç koymaz" şeklinde anlaşılırsa, bu, yaratılışın gayesi, sınav ve imtihan gibi konularla çelişebilir. Ancak burada kastedilenin, yaratılan her şeyin İlahi programa uygun bir fonksiyon icra etmesi olduğu düşünülmelidir. Yani Allah, her şeyi bir hikmet ve gayeyle yaratır ve her varlık, genel İlahi plana uygun bir rol oynar. Bizim ilk cevabı vermemizde ki incelikte budur Allah bir şahsı neden yaratmamışı biz ihata edemeyiz. Ben bir plan yağacağım ama filanca şahıs bu plana uygun düşmeyeceği için onu yaratmama kararı aldım demek biraz mahzurlu ve kaderin derin tarafına kulaç atmak anlamına gelebilir buna dikkat etmekte fayda var diye düşünüyoruz. 

Daha doğru yorum, Allah'ın, kulların (ipliklerin) ne tercih edeceğini bilmesi ve buna göre bir ortam ve kader yaratmasıdır. Hiçbir varlık "başıboş" veya "plansız" değildir. Varlıklar, sahip oldukları özellikler ve cüzi iradeleriyle, Allah'ın külli iradesi ve kader planı içinde hareket ederler. İstemeyenleri hiç yaratmama değil, yarattığı her varlığın tercihlerini önceden bilerek, genel kader planını bu tercihler doğrultusunda şekillendirmesi olarak anlaşılmalıdır.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
NurluReis

1)İrade seçeneklerlen olur Allah hangi şartlar ve seçenekler ve zamanlarda hangi insanın hangi tercihleri yapacağını bilir 

2)İlmi ve kudreti sonsuz olan bir Zat-ı Akdes elbette potansiyel sonsuz insan yaratabilir ve onların hangi ortamda zamanda secenekler içersinde hsgni seçenekleri seçeceğini bilir.Allahın ilmi haşa yarattıklarıylan sınırlı değildir ki ,nihayetsizdir demek nihayetsiz insanlar dahi ilminde ilmi vücud olarak mevcuddur harici vücutları yoktur yani ademdedirler.

 

3)Allah ezelde bir program tayin etmiş insanda bu programın bir parçası Allah insana göre ezeli programını değiştirmez demekki programa uygun, zamanlarda uygun  mekanlarda uygun özgür tercih yapacak olan insanlar sonsuz insanlardan ilmiyle bilip onları yaratmayı irade ediyor.

 

Ben mesele açık ve hem imtihana hem ezeldeki programa hemde özgür iradeye ters düşmediğini düşünüyorum lütfen bu temsil aklıma çok yattı lakin karışık cevaplar veriyorsunuz bu temsilin ve bu izahların doğruluğunu/yanlışlığını/eksikliğini kesin ve açık şekilde anlatın.

 

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Kardeşim biz temsil yanlış ve hatalı demedik sadece mutlak kader ile ilgili konularda biraz daha özenli ve dikkatli olunması gerektiğini ifade ettik. Yoksa burada özetlediğiniz hususlarda bir yanlış ve hata söz konusu değil.
1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Muhammed Tayfur

MaşaALLAH bu yorumdaki konuşmalardan çok istifade ettim zihnimde uzun zamandır düşündüğüm soruyu abimiz sormuş,

Şimdi bide şunu sormak istiyorum:: Allahın rahmetinin hikmetinin adaletinin varlığını ispat ettikten sonra hadisatın içinde bunların nasıl gözüktüğünü görmek zordur bundan dolayı bu tafislata girince akideye zarar gelebilir mesela kadere itirazlar gelebilir denildi, gerçekten öyle, ama insan kendi iç aleminde kaderin bu kısmına girebilirmi ? Aklıma afaki tefekkürde mücmel enfüsi tefekkürde tafsilata girme meselesi geldi yani kendi hayatımdaki kaderin hikmet, adalet, ve rahmetini bulayım( üstadta öyle yapıyor) ama kendimin dışında insanların, hayvanların başına gelen şeylerde kaderin inceliklerini bilmek çok zor hatta mümkün değil. Ondan dolayı afaki tefekkürde Allah madem rahimdir hakimdir adildir elbette bir bildiği vardır deyip geçmekmi lazım yoksa birazda olsa olabilecek hikmetleri düşünmekmi lazım???

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu hassas meseleyi, istikamet çizgisini bozmadan şöyle özetleyebiliriz:

Kaderin tecellilerini okumada izlenmesi gereken en güvenli yol, "Enfüste derinleşmek, Afakta ise teslim olmaktır."

1. Enfüsi Tefekkür (Kendi Dünyanız): Tafsilat ve Hikmet

Kendi hayatınızda başınıza gelen hadiselerin teferruatına inebilir, oradaki rahmet ve adaleti arayabilirsiniz. Çünkü kendi iç dünyanızın "ilmini" bilirsiniz; hatalarınızı, ihtiyaçlarınızı ve Allah’ın size nasıl lütuflarda bulunduğunu bizzat tecrübe edersiniz. Burada kaderin ince nakışlarını görmek, şükrü ve tövbeyi artırır.

2. Afaki Tefekkür (Dış Dünya): Mücmel ve Teslimiyet

Başkalarının, özellikle masumların, hayvanların veya büyük musibetlerin başına gelenlerde ise tafsilata (detaylara) girmek risklidir. Çünkü:

  • Hadiselerin başlangıcını ve sonunu (ezel ve ebedi) kuşatan bir ilme sahip değiliz.

  • Cüz'i aklımızla külli adaleti tartmaya kalkarsak, tartı kırılır ve itiraz kapısı açılır.

Sonuç olarak: Afaki tefekkürde, Allah’ın Adil, Hakim ve Rahim olduğunu kesin birer "asıl" (karine) olarak kabul edip, dış dünyadaki hadiseler için "Allah madem Rahimdir, mutlaka bir hikmeti vardır" diyerek neticeye bakmak en selametli yoldur.

Zihni zorlayıp "Acaba neden böyle oldu?" diye detaylarda boğulmak yerine, "Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, ancak O abes iş yapmaz" hakikatine sığınmak akideyi muhafaza eder.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Mehmet Kurt

müddei insan nevine sahip olmaya rab olaya çalışıyor. Ona rablik iddiasında bulunurken "siz çok karışık bir şey görünüyorsunuz" diyor. Cevapta da "benim nevimdeki karmakarışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme" deniyor. Devamında da "bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir." cümlesi geliyor. Bunları anlamadım.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bediüzzaman Said Nursi’nin 32. Söz, 1. Mevkıf’ında geçen bu diyalog, tevhid hakikatini (Allah’ın birliğini) anlatmak için kurgulanmış muazzam bir temsilî münazaradır. Bahsettiğin "müddei" (iddia sahibi/tabiatperest), kâinatın geneline söz geçiremeyince daha küçük parçalara, en sonunda da insana ve insanın dâhil olduğu "insan nevine" (türüne) göz diker.

Bu derin ifadeleri şu üç başlık altında daha anlaşılır kılabiliriz:

"Çok Karışık Görünüyorsunuz" İddiası Ne Demektir?

Müddei, yani inkârcı zihniyet, insana ve hayata baktığında sadece maddi ve zahiri bir karmaşa görür. İnsanın vücudu binlerce duyguyla, karmaşık damar ağlarıyla, hücrelerle ve zihni fırtınalarla doludur. Müddeinin mantığı şudur:

"Bu kadar çok parçadan oluşan, bu kadar karmaşık bir yapı, tek bir elden çıkmış olamaz."

"Burada bir düzensizlik veya rastlantısal bir birleşme var, dolayısıyla ben de buraya müdahale edebilirim, buraya sahip çıkabilirim."

Aslında "karışıklık" dediği şey, onun bu sanatın arkasındaki ilmi okuyamamasından kaynaklanan bir basiretsizliktir.

"Parmak Karıştırabilirim Deme" İhtarı

Cevap olarak gelen bu cümle, insanın ve kainatın üzerindeki "birlik" mührünü gösterir. Buradaki mesaj şudur:

Bir şeyin parçalarının çok olması veya yapısının karmaşık görünmesi, onun sahipsiz olduğu anlamına gelmez.

Aksine, o "karışıklık" (kompleks yapı) öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, o dengeyi kuran kudret kâinatın tamamını elinde tutan kudretle aynıdır.

"Parmak karıştırmak", dışarıdan bir müdahale ile o yapıyı bozmak veya ona sahip çıkmaya çalışmaktır. Ancak insan öyle bir bütündür ki, bir hücresine hükmedemeyen, tamamına da hükmedemez.

"Karışıklıklar Bir Nevi Kitabettir" Hakikati

Bu bölüm işin püf noktasıdır. "Kitabet" yazmak, yazı yazma sanatı demektir.

Sıradan bir kâğıt üzerindeki karışık çizgiler: Eğer bu çizgiler rastgele çekilmişse manasızdır.

Bir kitap içindeki harfler: Binlerce harf yan yana, alt alta gelince çok "karışık" görünür. Ancak o harfler bir araya gelerek anlamlı kelimeleri, cümleleri ve bir ilmi ifade ediyorsa, o artık bir "karmaşa" değil, bir yazıdır (kitabettir).

Özetle:

İnsandaki biyolojik, ruhsal ve duygusal çeşitlilik; başıboş bir karmaşa değil, her bir harfi (hücresi/duygusu) Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını okutan harika bir kitaptır. Yazı ne kadar ince, derin ve detaylıysa (yani ne kadar "karışık" görünüyorsa), o yazıyı yazan kâtibin (Allah’ın) ilmi ve sanatı o kadar büyüktür demektir.

Yani müddeiye deniliyor ki: "Sen bu karmaşayı düzensizlik sanıyorsun; oysa bu, içinde sonsuz manalar barındıran, çok ince işlenmiş ilahî bir mektuptur. Bu kadar derin bir yazıyı ancak kâinatı yazan kalem yazabilir."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...