"Bak! Mahiyeti meçhul, mucizâtıyla malûm olan kudret-i ezeliyenin, bilhassa semerat ve sebzelerdeki nakışları, san'atları, esbaba havâle edilirse, esbab altında ezilecektir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Biz Allah’ın zâtı gibi kudretinin ve diğer sıfatlarının da mahiyetini bilemeyiz. Bunlar bizim için meçhuldür. Ama bu sıfatların, harika icraatlarını sürekli seyretmekte ve bunların bir ilim, bir kudret, bir irade eseri olduğunu bilmekteyiz.
Bu eserin bir “İ’lem”’inde “Cenâb-ı Hakka mevcud-u meçhul ünvanıyla bakarsan marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder.”(1) buyuruluyor.
Marifet Allah’ı tanıma demektir. O’nun Zât’ının bilinemeyeceğini bilmek de marifet içine girer. Bu hakikatin, en yakın misâli kendi ruhumuz. Mevcut ama meçhul; var fakat mahiyeti bilinmiyor. Görmemiz, işitmemiz, konuşmamız, yürümemiz, kanımızın dolaşımı, hücrelerimizin faaliyeti hep o ruhtan haber veriyorlar, ama aklımız onun mahiyetini idrak edemiyor.
Allah’ın kudret mu’cizelerine misal olarak meyvelerdeki ve sebzelerdeki sanat harikalarına dikkat çekiliyor. Hava bizim için en büyük bir nimet olduğu halde, sürekli nefes almamız, hiç havasız kalmamamız sebebiyle onu çoğu zaman unutabiliyoruz, ülfetle, alışkanlıkla bu büyük nimeti düşünmez oluyoruz. Aynen onun gibi, bu kudret mu’cizelerini de sürekli seyrettiğimiz için, üzerinde yeterince düşünemiyoruz. Düşünsek, onların nasıl meydana geldiklerine dikkatle nazar etsek sebeplerin onları yapmaktan çok uzak olduklarını rahatlıkla anlayacağız.
(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Habbe.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü