"Kelam-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ... Esrarda temeşşi etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelamdır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Eğer iştihanın açılmasıyla üslûp denilen hakikatin şişesindeki zülâl-i mânâ nasıl kendine muvafık ve nasıl imtizaç etmesini seyretmek ve o zülâli içmeye iştahın varsa, meyhaneye git ve de:
'Ey meyhaneci, kelâm-ı belîğ nedir?' Elbette onun sanatı onu şöyle söylettirecek:
'Kelâm-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehim denilen süzgeçle süzülen âb-ı hayat gibi bir mânâyı, zürefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer; esrarda temeşşî etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır.' " (1)
Kelâm-ı beliğ: Maksada uyan güzel ifade. Sözün kâfi derecede meramı aksettirmesi. Kelamın noksansız ve kusursuz bir şekilde maksadı anlatması gibi manalara gelir.
Böyle bir kelamı kuvvetli ve ikna edici kılan unsurlar vardır ki, Üstad bu paragrafta bunları teşbihi ifadeler ile dillendiriyor.
Demek kelamın kusursuz ve mükemmel olmasının birinci şartı; ilime dayanmasıdır ki, Üstad bunu "ilim denilen çömleklerde pişirilen" teşbihi ile ifade ediyor.
İkinci olarak, kelamın hikmetli olması gerektiğini söylüyor. Yani abes ve faydadan yoksun olan boş bir söz beliğ olamaz. Sözü değerli kılan şey; ilme dayanması ve hikmetli olmasıdır. Hikmet burada, bir maksada ve faydaya hizmet etmek anlamındadır. Maksadı ve faydası olmayan kelam beliğ olamaz. Sözlerin en çirkini boş sözdür, yani hikmeti olmayan sözdür.
Üçüncü olarak, kelamın en mühim görevi; hayatlı ve önemli bir manaya, araç ve vasıta olmasıdır. Mana ise; ancak fehim süzgecinden geçer gelir. Yani anlayış ve idrakin mahsulü bir mana, kelama yük ve gaye olmaz ise; o kelam beliğ olmaz demektir.
Bu kaplardan, mana suyunu, zürefa denilen, yani zarif ve nahif ifade ustaları içer. Sırlı ve gizli hakikatler üstünde insanı dolaştıran ve insanın hissiyat ve latifelerini harekete getirip coşturan bu beliğ kelamlardır.
Hikmet, ilimden daha geniş ve daha kapsamlı bir kavramdır. Hikmet, ilimden hasıl olan bir netice olduğu için, ilimden daha kesrettedir. Mesela; ağacın kökü ilimse, kökten hasıl olan binlerce meyve neticedir. Burada ilim kök, hikmet ise neticedir. Bu sebeple hikmet ilimden daha kapsamlı ve kesretlidir. Küpün çömlekten büyük ve kapsamlı olması gibi.
Bu paragrafın tamamı, "belagatli söz" veya "güzel konuşma sanatının" ne olduğunu metaforlar kullanarak anlatıyor.
"İlim denilen çömleklerde pişirilen": Güzel ve etkili bir sözün kaynağında bilim ve bilgi vardır. Bilgiler, ham maddeler gibi, âdeta çömleklerde pişirilerek işlenir.
"Hikmet denilen büyük küplerde duran": Pişirilen bu ilim, yani bilgi, "hikmet" (derin ve doğru anlayış) küplerinde bekletilir ve olgunlaşır. Bu, bilginin sadece ezberlenmekle kalmayıp, üzerine düşünülerek, hayatın gerçekleriyle ilişkilendirilerek derin bir anlayışa dönüşmesini ifade eder.
"Fehm denilen süzgeç ile süzülen": Oluşan bu hikmetli söz, "fehm" (anlayış, idrak) denilen bir süzgeçten geçirilir. Bu, sözün en saf, en anlaşılır ve en özlü haline getirilmesi demektir. Gereksiz kısımlar atılır, sadece anlamlı ve özlü olan kalır.
"Âb-ı hayat gibi bir mana": Bu süreçlerden geçen söz, "ab-ı hayat" (hayat suyu) gibi bir mana taşır. Yani, diriltici, tazeleyici ve insana yeni ufuklar açan bir nitelik kazanır.
"Zürefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer": Bu hayat suyu gibi olan manayı, "zürefa" (zarif, akıllı, anlayışlı kimseler) denilen sâkiler (içecek dağıtanlar) döndürerek "efkâra" (düşüncelere) sunarlar. Bu, zarif ve anlayışlı kişilerin bu derin anlamları alıp, başkalarının düşüncelerine, yani kamuoyuna sunmasını simgeler.
"Esrarda temeşşî etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır."
Bu cümlenin kastettiği şey ise, etkili bir sözün insanın duygularına nasıl dokunduğudur.
"Esrarda temeşşi etmek": "Esrar" (sırlar) ve "temeşşi etmek" (dolaşmak, gezinmek) kelimelerinden oluşur. Bu ifade, sözün sadece akla hitap etmekle kalmayıp, insanın manevi derinliklerinde, duygu ve ruh dünyasındaki sırlarda gezinmesini, dolaşmasını ifade eder. Yani söz, insanın görünmeyen, hissedilen, derindeki duygularına temas eder.
"Hissiyatı ihtizaza getiren": "Hissiyat" (duygular) ve "ihtizaz" (titreme, coşku, heyecan) kelimelerinden gelir. Bir sözün duyguları ihtizaza getirmesi, o sözün okuyucu veya dinleyicinin ruhunda bir coşku, bir heyecan veya bir titreşim yaratması demektir. Bu, etkileyici bir şiir okuduğunuzda veya anlamlı bir konuşma dinlediğinizde hissettiğiniz o duygu seline benzer.
Yani bu cümle, belagatli sözün, sadece kuru bilgi aktarmakla kalmayıp, insanın ruhuna dokunarak, iç dünyasındaki sırlarda gezinerek, duygularını harekete geçiren, coşturan ve heyecanlandıran bir güce sahip olduğunu anlatmaktadır.
Bu manaları akla yaklaştırmak için iki temsil getiriliyor. Birisi çömlek, diğeri ise Kur’an'dan bir temsil olan hüdhüd-ü Süleyman'ın Sebe'den getirdiği nebe' ve haberi dinle şeklindedir.
"... Hüdhüd diyor: 'Bir kavme rastgeldim. Zemin ve âsumandan mahfiyatı çıkaran Allah'a secde etmiyorlar...' Bak, evsaf-ı kemâliye içinde hüdhüdün hendesesine telvih eden, yalnız vasf-ı mezburu ihtiyar eyledi." (2)
Burada hüdhüd kuşu bir kavimden haber veriyor, bu kavim yer ve gökte sayısız nimetleri bahşeden Allah’ı iman ile tanıyıp ona ibadet vazifesini yerine getirmiyorlar diyerek, yüksek bir belagat örneği sergiliyor. Ayetin bu ifadesinde hem tevhidin önemine hem de hüdhüd kuşunun vazife ve ne işe yaradığına atıf ve gönderme var. Tevhidin yüksek makamında hüdhüdün sanatına telvih yani hatırlatma var.
İlgili ders videosu için tıklayınız:
- Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (27. Bölüm).
Dipnotlar:
1) bk. Muhakemat, İkinci Makale (Unsuru'l-Belagat), Üçüncü Mesele.
2) bk. age.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bediüzzaman Hazretleri neden meyhaneyi temsilen vermiş? Meyhanecinin bildiğimiz mânâsından başka mânâları var mıdır?
Bizim toplumumuzda meyhane deyince şarap içilen kötü yer akla gelir. Bu metinde, meyhaneyi mutlaka haram içeceklerin satıldığı yer olarak değil de helal içeceklerin satıldığı bir yer olarak düşünerek de anlayabiliriz. Meyhaneciye “Beliğ kelam nedir?” sorusu sorulur. Elbette meyhaneci kendi mesleği dahilinde teşbihlerle konuşacaktır.
İstiare-i temsiliyede olduğu gibi konuşan kendi mesleği dahilinde benzetmeler yapacaktır ve benzetileni geniş geniş tasvir edecektir, benzetilen hakkında verilen bilgilerden biz benzeyen hakkında bir sonuca ulaşırız. Burada üslup o kişinin mesleğini ele verir.
Kelâm-ı beliği, ilim çömleklerinde pişirilir, hikmet denilen büyük küplerde bekletilir. Şaraplar çömleklerde yapılır, oralarda saklanır. Bu örnekte ilmi çömleğe, hikmeti küplere benzetir. Fehmi, anlamayı, kavrama özelliği de süzgeçlere benzetirken manayı da hayat suyuna benzetir. Bu hayat suyunu (mana suyunu) içtiğimizde, yani cümlenin manasını anladığımızda canlanırız. Meselenin inceliklerini kavrama kabiliyetinde olan zarif kimseler de sakiler gibi, suyu insanlara sunan kişiler gibi, fikirlerini, kelamın içerdiği sırlarda gezinerek anlayışlarını geliştirirler. Duyguları harekete geçirme özelliklerine sahip olan söze beliğ kelam denir.