"Adetullahın cereyanı üzerine hâsıl-ı bilmasdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise meyelândır. Meyelân veya meyelândaki tasarruf mevcudattan değildir ki,.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
“Âdetullahın cereyanı üzerine hasıl-ı bil'masdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise, meyelandır. Meyelan veya meyelandaki tasarruf mevcudattan değildir ki, bir müessire ihtiyacı olsun. Madum da değildir ki, hasıl-ı bil'masdar gibi mevcud olan bir şeyin vücuduna şart kılınmasına veya sevab ve ikaba sebeb olmasına cevaz olmasın.”
Burada masdar insan iradesi oluyor. İnsan iradesinin esasını da meyelan teşkil ediyor.
İradedeki bu meyil bir taş, bir toprak, bir su, bir ışık, bir cisim gibi mevcudattan olmadığı için, Allah’ın burada bir cebri olmuyor. Çünkü cebir (baskı) kudretin savleti (baskısı) ile hâsıl olan bir mefhumdur.
Madem bu meyil mevcudattan değil, o zaman akla, mâdum ve yok hükmünde olduğu geliyor. Şayet böyle olsa o zaman sevap ve cezaya medar olamaz. Yani insan mes’uliyetsiz olur.
Üstadımız ikinci cümlesinde de iradedeki meyil maddî bir mevcut olmayabilir ama mâdum da değildir diyor. Yani insan iradesini teşkil eden meyelan, mevcut ile mâdum yani var ile yok arasında itibarî bir mefhum oluyor.
Bir binanın sağı- solu, altı - üstü, önü - arkası gibi şeyler mevcut değildir; yani elle tutulur, gözle görülür gibi maddî değildirler. Ama bunlar bütünü ile yok da değildir. Çünkü birisine; “binanın sağına git” dediğimizde o kişi onun sağ tarafına gidiyor. Demek ki sağ mefhumu bir insanı yönlendirecek kadar bir varlığa sahiptir. Öyle ise meyelana mâdum da diyemeyiz.
İnsan iradesini teşkil eden meyil, mevcut ile mâdum arasında nisbî ve itibarîdir. İnsanın iradesinin esasını ve temelini teşkil eden meyelandır. İnsan iradesini sarf etmedikçe ameller meydana gelmez, bu bir âdetullahtır. Öyle ise masdar olan iradî meylimiz, hâsıl-ı bilmasdar olan amellerimize şart kılınmış ki, bu da irademize mütevakkıftır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar