Nur talebesi veya vakıf olarak kalan biri, Nur hizmetine veya medresesine, bilerek veya bilmeyerek zarar verirse mesul olur mu?
Değerli Kardeşimiz;
Elbette herkes yaptığı iyiliklerin ve kötülüklerin karşılığını alacaktır. Özelikle kâinatın direği hükmündeki iman ve Kur'an hizmetlerine zerre miskal iyiliği ve kötülüğü, faydası ve zararı dokunan kim varsa, muhakkak neticesini alacaktır. Çünkü mükâfatı olan şeyin mücazatı da olmalı. Hayvanların aklı olmadığından, imtihanları yoktur, dolayısıyla mükâfatları ve mücazatları da söz konusu değildir.
İşte bu esaslı kaideden de anlaşıldığı gibi, hizmette bulunan kim varsa veya hizmetle alakalı olmadığı halde İslamî faaliyetle doğrudan ya da dolaylı bulunan birileri varsa veya İslami hizmetlere düşman birileri varsa, elbette yaptıklarının karşılığını alacaktır. İyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin neticesini dünyada olmasa da ahirette muhakkak göreceklerdir.
Bu noktadan bakıldığında vakıf ağabeylerimiz, elbette çok büyük bir vazife yapmaktadırlar. Bu vazifeler karşılığında da İlahi rızaya mazhariyetle birlikte, çok büyük sevaplar da verilecektir. Bununla beraber; meşverete uymamak, birilerini kıskanmak, birilerini küstürmek, başına buyruk hareket etmek, üstünlük taslamak gibi hallerden dolayı dolayı elbette mesul olacaktır.
Bir insanın bağlı olduğu şahs-ı maneviye veya İslamiyet’e bilerek veya bilmeyerek zarar verebilir. Risalelerden birkaç misal vermeye çalışalım:
1. Ehl-i tarikat kardeşlerin bazılarının kendi hadlerini aşıp bazı davalara sapması, elbette hem kendine hem de başkalarının bu manevî ortamlara girmesine mâni olup zarar verebilir. Üstadımız bu konuda şunları söylüyor:
"Eğer muhabbetten gelen bir incizap ve incizaptan gelen bir nevi sekir beraber bulunsa, 'şatahat' namıyla haddinden çok fazla dâvâlar ondan sudur eder. Hem kendi zarar eder, hem başkasının zararına sebep olur."(1)
2. Ehl-i ilim birisi, bu asrın hizmetine iltifat etmeyip yalnız kalmayı tercih ederse, yapabileceği büyük hizmetlere perde çekeceğinden, dine zarar verebilir ve bundan dolayı mesuldür. Üstadımız bu konu hakkında da şöyle buyuruyor:
"Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofî meşrep zâtlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlenmesine çalışmak ve şakirtlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, -tam bir havuzu kazanmak için- o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa, başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’âniyeye bilmeyerek zarar verir, belki zındıkaya bilmeyerek bir nevi yardım hesabına geçer."(2)
3. Bu iman hizmetinden ayrılanlar, yapacağı hizmetlere set çekeceği için dine zarar vereceğinden mesul olur. Risalelerde bu husus şöyle ifade edilmektedir:
"Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir."(3)
4. Bu hizmette olan kardeşlerimizi kıskandığımızda hizmete zarar veririz. Üstadımız bu meseleye şöyle ışık tutuyor:
"Sizler koca Isparta’yı değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz. Makinanın çarkları birbirine muavenete mecburdur. Hem birbirini kıskanmak değil, belki bilâkis birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Şuurlu farz ettiğimiz bir çark, daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur. Çünkü vazifesini tahfif ediyor. Hak ve hakikatin, Kur’ân ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zâtlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar olur, şükreder."(4)
Dipnotlar:
(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım.
(2) bk. Kastamonu Lahikası, 84. Mektup.
(3) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.
(4) bk. Barla Lahikası, 120. Mektup.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü