"İ’câzının en yüksek veçhi, nazmındaki belâğatten doğmuştur. Evet, Kur’ân’ın bu nevi i’câzı, beşerin tâkatinden hariç bir derecededir." Nazmındaki belağat tüm edebî cihetleri mi ifade ediyor?
Değerli Kardeşimiz;
Kur’an sadece nazm cihetinden değil, her cihetten mu’cizedir. Altı, üstü, sağı, solu, yukarısı, aşağısı sağlam ve muhkem bir kale gibidir. Kimse bu kaleyi tahrip edip ıskat edemez. Nazmdaki i’caz bunlardan bir tanesidir. İnsanları aciz bırakan mu’cizelerin hepsidir. Ama insan bunlardan bir tanesi ile de baş edemez.
Meselâ; Kur’an diğer yönlerden mu’cize olmayıp, sadece nazm cihetinden mu’cize olsa idi, insanlar yine onu taklit etmekten aciz kalacaklardı. Aksine de aynıdır. Yani nazm, mu’cize olmayıp, diğer cihetleri mu’cize olsa idi, durum yine aynı olurdu.
Nazm, Kur’an’ın maddî ve lafzî kalıbı demektir. Kelamın güzelliği ve övünülecek tarafı üslup ve nazmın, yani lâfzî kalıpların güzel tercih ve tanzim edilmesidir. Zira kelamın kalıpları, manaları toplayan ve derleyen en mühim bir şemsiyedir. Birçok mana bir kelamın kalıbında sıkıştırılabilir ve kelamın kuvveti buna göre düşer.
Nazm, cümle ve kelime kalıplarının diziliş ve kullanılış şekilleridir. Kur’ân’ın en parlak mu’cizelerinden bir tanesi de nazm yapısındaki i’cazdır. Onun nazmı, muhtevayı muhafaza eden muhkem bir cild gibidir. İnsanlar muhtevasını idrak edemezse, cildindeki harikalığa baksa, iman nurunu orada bulabilir, demektir.
Nazmın birçok ciheti ve şubeleri vardır. Belağat, üslup, fesahat, cezalet, bedaat, selaset bunlara misal olarak verilebilir.
Lâfzının fesahat ve selâseti: Fesahat; doğru ve düzgün söyleyiş, açık ve güzel ifadeli konuşma manalarına geliyor. Fesâhat; sözün; lâfız, mâna ve âhenk itibariyle kusursuz olmasıdır. Diğer tâbirle, lâfızların söylenişinin tatlı, mânasının da söylenirken hemen zihne girmesidir. Kur’an selaset ve fesahat açısından da mucizedir. Yani selaset ve fesahatin zirvesinde bir üslup ve beyan kullanmıştır.
Bu keyfiyetlerin birincisi, kelime ve cümle âhengi ile ikincisi de kullanan kimsenin kelime hazinesi ve seçme kudreti ile alâkalıdır.
Kur’an’ın belağatı: Belağat; hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atıdır. Muktezâ-yı hâle mutâbık, yani muhatabın haline uygun söz söylemek demektir. Kur’an bu noktadan eşsizdir ve mu’cizedir, insanları bu noktada aciz bırakıyor.
Nazmın cezaleti: Nazım cümle ve kelimelerin dizilişi ve sıralanışıdır. Cezalet ise, rekâketsiz ifade etmek, yani kekeleme, dil tutukluğu, sözün kusurlu oluşu, belağattan mahrum olmak gibi kusurlardan münezzeh olmasıdır. Allah Kur’ân’ın lafız ve cümlelerini öyle bir cezalet ile düzenlemiş ki, insanlar bunu taklit etmekten âcizdir..
Üslûblarının bedâati: Kur’an ne nesirdir ne de şiirdir; öyle bir üslub ile meydana atılmış ki, daha önce benzeri yoktur. Yani edebiyat tarihinde bilinmeyen bir üslub ile ortaya atılmış ve bu üslubu edebiyatın baş tacı yapmıştır. Kur’an bu noktadan da mu’cizedir.
Beyanının beraati: Beyan noktasından haşmet ve metanetli olmak demektir. Yani Kur’ân beyan noktasından emsâlinden üstündür. Beyanın hüsn ve cemâlinde tam olmak, emsâlinden üstün olmak manalarına geliyor.
"Evet tergib ve terhib, medh ve zemm, isbat ve irşad, ifham ve ifham gibi bütün aksam-ı kelâmiyede ve tabakat-ı hitabiyede beyanat-ı Kur'aniye en yüksek mertebededir." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz)
Kur’an ayrıca bir hususa teşvik etmekte ya da sakındırmakta, bir şeyi övmekte ve yermekte, bir şeyi ispat etmekte ve insanları irşad edip aydınlatmakta, sual sormakta ve o suale cevap vermekte ya da insanın zihninde tezhür edecek bütün suallere daha sual sormadan cevap vermek noktalarında en üst bir makamdadır.
Kur’an’nın bu muhtelif mu’cizevî cihetleri birleştiği zaman, Allah kelamı olduğu kat’î olarak anlaşılır ve inkâra mecal kalmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü