"Nübüvvetin hayat-ı içtimaiyedeki düsturî neticelerinden ve şems ve kamer..." Detaylı olarak izah eder misiniz? Ayrıca düstur-u teavün, kanun-u kerem ve namus-u ikram tabirleri ne anlama geliyor? Vahşi hayvanların fıtratlarının su-i istimali ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nübüvvetin hayat-ı içtimaiyedeki düsturî neticelerinden ve şems ve kamerden tut, tâ nebatat hayvanatın imdadına ve hayvanat insanın imdadına, hattâ zerrat-ı taamiye hüceyrat-ı bedenin imdadına ve muavenetine koşturulan düstur-u teavün, kanun-u kerem, namus-u ikram nerede? Felsefenin hayat-ı içtimaiyedeki düsturlarından ve yalnız bir kısım zâlim ve canavar insanların ve vahşi hayvanların fıtratlarını sû-i istimallerinden neş’et eden düstur-u cidal nerede? Evet, düstur-u cidali o kadar esaslı ve küllî kabul etmişler ki 'Hayat bir cidaldir.' diye eblehane hükmetmişler."(1)

Kâinatın meyvesi olan insan, bütün kâinatta hükmeden fıtrat kanunlarına uymaya mecburdur. Bu kanunlardan birisi de teavün (yardımlaşma) kanunudur.

“Düstur-u teavün, kanun-u kerem, namus-u ikram” yakın mâna taşırlar, birbirini tamamlar ve aynı dersi verirler. Kerem; yücelik, iyilikseverlik gibi mânalara gelir; ikram da bağış, ihsan demektir.

Nübüvvet yolu Allah’ın elçilerinin yoludur ve bu yol kâinat kitabında hükmeden kanunlarla uyum gösterir, arada tezat yoktur. Yani, kâinatta yardımlaşma olduğu gibi, İlâhî kitaplar da müminlere birbirlerini sevmelerini ve yardımda bulunmalarını emreder.

Üstat Hazretleri, “Şems ve kamerden tut, tâ nebatat hayvanatın imdadına ve hayvanat insanın imdadına, hattâ zerrat-ı taamiye hüceyrat-ı bedenin imdadına ve muavenetine koşturulan düstur-u teavün” ifadeleriyle insanlara şu önemli ikazda bulunmuş oluyor:

Bu şuursuz eşya birbirine yardımcı olarak çalışırken, sizler hayatı bir cidal olarak göremezsiniz; içtimaî hayatınızda birbirinizle çatışamaz, menfaat kavgası veremez, birbirinizin hakkına tecavüz edemezsiniz. Kâinattaki fıtrat kanununa aykırı olan böyle zâlim bir davranış yahut sapık bir anlayış insana yakışmaz. Bu ancak “bir kısım zâlim ve canavar insanların ve vahşi hayvanların” işidir. Onları bu zulme sevk eden ise “fıtratlarını sû-i istimal” etmeleridir.

“Vahşi hayvanların fıtratlarını sû-i istimalleri”ne gelince; Üstadımızın Mesnevî-i Nuriye’de onların helal rızıkları ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürerek yemeleri fıtrat kanununa muhalefettir. Hayvanlar bu muhalefetlerinin cezasını dünyada peşin olarak çekerler; ahirette bir sorumlulukları söz konusu değildir. Bu konuda, Mesnevî’deki ilgili bahiste iki örnek verilmiştir.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksad.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...