Kâinatta nizamın tesisi için, bazı canlılar bazılarına yiyecek oluyor. Bu muvazenenin temini için mutlaka bir varlığın acı çekmesi mi lazım? Maddecilerin cidal dedikleri bu mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bazı kimseler; avını parçalayan ceylanı, fareyi kovalayan kediyi ve onları taklit edercesine menfaat kavgası veren bir kısım insanları misal vererek. “Bunlar mücadele ve şer değil mi?” diyorlar.

Önce hayvanlar arasındaki rızk kavgasına bir göz atalım:

Bir milyonu aşkın hayvan türü var. Her türün de sayılamayacak kadar fertleri mevcut ve bütün bu türlerin bütün mensupları her gün karınlarını doyuruyor ve açlıktan ölmüyorlar.

Burada akıllara durgunluk veren bir rızık taksimatı söz konusu. Rızkı Allah veriyor. Her canlıya rızk arama duygusu veren de yine Allah.

Bunlar içerisinde otla beslenenlerde fazla bir mesai gerekmiyor. Bazı hayvanlar da etle besleniyorlar. Eğer böyle olmayıp da bütün hayvanlar sadece otla beslenselerdi, sonsuz denecek kadar çok hayvan cenazeleri yerde kalacaktı.

Aslanın parçaladığı bir ceylana bakarken şöyle de düşünmek gerekiyor:

Bu ceylan, bugüne kadar, ormandaki bunca vahşi hayvana rağmen hayatını sürdürdü. Bugün ise O’nun ölüm günüydü. Her şeye bir sebep yaratan Allah, O’nun ölümünü de aslanın eliyle tahakkuk ettirdi. "Her nefis ölümü tadacaktır." hükmü ceylanda bu şekilde gerçekleşti. Bir gün de o aslan ölümü tadacak ve her ikisi de yolculuklarının ilk noktalarına varacaklar ve asılları olan toprağa rücû edecekler.

Ölüm kanununun bir muktezası olan bu gibi hâdiseleri ölçü alarak, hayatı mücadele kabul etmek, kısır bir değerlendirme olur.

İnsanlara gelince, onlarda durum biraz farklı. Bu dünyada ahiret namına bir imtihan geçiren insanların, bu çetin imtihanda çoğu zaman kaybettikleri sorular, "adalet, merhamet, hak ve hukuk" maddeleri. İnsan, diğer insanlara merhamet edeceğine, zulmetmeye kalkışabiliyor ve bunu bir göz açıklığı, bir hüner sanabiliyor. Burada bir mücadele söz konusu olabilir. İlâhî hikmet, dünya imtihanının mühim bir yönünü teşkil eden bu gibi çatışmalara, müsaade ediyor. Zira, adaylara müdahale edilmemesi, imtihanın temel bir esasıdır.

Şu var ki, insanların helâl sınırını aşarak ve meşru çizgiden saparak verdikleri menfaat kavgaları, ahiretleri namına bir kaybın ifadesidir. Zulmeden bir insan, elde ettiği menfaat ne olursa olsun, "zalim" sıfatını peşinen almış ve insanlık vasfından büyük ölçüde kayıp vermiştir. Bu kısa dünya hayatında çok az istifade edeceği ve sonunda bırakıp gideceği bu gibi cüz’î menfaatler, o kaybın yerini kesinlikle dolduramaz; ahirette verilecek hesap ve görülecek ceza da işin diğer yönü, ebediyet cephesi... Nitekim İlâhî Fermanda haber verildiği gibi, "Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecek ve yine kim zerre kadar şer işlemişse onu görecektir." (Zilzal Sûresi, 7,8)

Nefis ve şeytanın insana musallat olmasıyla, insan nev’i için, kıyamete kadar sürecek ve meyveleri ya cennet yahut cehennem olacak bir imtihan başlatılmıştır.

"Hayır şer, güzel çirkin, nef’ zarar, kemâl noksan, ziya zulmet, hidayet dalalet, nur nâr, iman küfür, taat isyan, havf muhabbet gibi âsârlarıyla, meyveleriyle şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor." (Sözler)

Hayat bir mücadeledir diyenler, bu cümleyi, yukarıda sözü edilen mânâların çarpışması kastıyla söyleselerdi hakikati ifade etmiş olurlardı. O zaman, hayır cephesinde yerlerini alır, şerle mücadele ederlerdi; güzelliğe kuvvet verir, çirkinliği alt etmeye çaba gösterirlerdi. Daima kemâle ermeye çalışır, her türlü noksanlıktan sakınırlardı.

Ve nihayet, iman ve hidayet cephesinde bulunur, küfre, sapıklığa ve bozgunculuğa savaş ilân ederlerdi.

İkincisi, mülkün hakiki sahibi olan Allah, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Zulüm, bir başkasının mülkünde haksız tasarrufta bulunmaktır. Allah’ın kendi mülkündeki tasarruflarına (hâşâ) haksız ve zulüm nazarı ile bakılamaz. Nitekim bu tasarruflarda bizim bilmediğimiz ve göremediğimiz nice hikmetler vardır.

Üçüncüsü, maddeciler işin sadece madde cihetine yöneldikleri için, o sebebin arkasındaki hikmetleri göremiyor, bazı cüz’î şerleri küllî şer olarak telakki ediyorlar.

Dördüncüsü, ölüm bir hiçlik olsa idi, o zaman canlıların ölmelerinden üzüntü duyulurdu. Lakin ölüm ebedî başlangıcı olduğu için o çekilen sıkıntıları hiçe indiriyor, o cüz’î acıları sürura dönüştürüyor. Askerin terhis olup asıl vatanına dönmesi gibi, canlılar da ölüm vasıtası ile asıl vatan olan ahiret yurduna intikal ediyorlar. Zahirde bakıldığı zaman, bir askerin askerliğe ait elbiseleri ve teçhizatları teslim etmesi şerdir, ama hakikatte ise terhis olup ana- babasına kavuşmaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...