Nur Hizmeti, İslamiyet'i Hristiyanlaştırmaya çalışan bir akım mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gerçek ve bozulmamış Hristiyanlık, esasında ve aslında diğer bütün dinlerle paralel olarak aynı ortak paydada bulunan, yani inanç ve itikad esasları itibariyle aynı şeyleri söyleyen ve aynı omurgayı taşıyan Hanif (*) dini esaslıdır. Hanif dini ise, mahiyetinde İslamiyetin hakikatini de bulunduran taraf-ı İlahiden inzal edilmiştir. Ve semavi suhuf ve kitaplara müstenid olarak; esaslarında ve bidayetlerinde sağlam hakikatler manzumesi idiler.

Bu hakikatleri ve Hanif dinini muhafaza için Cenab-ı Hak takriben 124 bin nebi vazifelendirmiştir. Bunların içerisinde İsa (a.s.) da dahildir. Bu 124 bin nebi demek; aynı zamanda bu hakikati ve ana omurgayı, şeytan ve avanelerinin 124 bin defa da bozması anlamına gelmektedir.

Madem bu dinlerin aslını ve hakikatini inzal eden Allah (c.c)'dır. Madem bu dinler bir semavi kitaba ve suhufa dayanmaktadırlar. Ve madem bu 124 bin nebi Allah tarafından tavzif edilmişlerdir. O halde esasları, temelleri ve hakikatleri aynı olacaktır. Ve paralel gidecektir.

Bu sözünüzün dışarısındaki bütün sapmalar ve o dinler hakkındaki bütün hakka ve hakikata ters olan meseleleri arzidir, tahrifidir ve şeytan ve avanelerinin müdahalesiyle bozulmuş halleridir.

İslamiyet ise, bütün peygamberlerin davaları olan dinlerin en mükemmeli ve en son varisidir.

Kur'an-ı Kerim ise kendisinden evvel gelmiş bütün kitapların ve sahifelerin en ekmeli ve en son temsilcisidir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in nübüvveti de diğer nübüvvetlerin ve onların hakikatlerinin en son meyvesi ve en mükemmel neticesidir.

Bütün dinlerin, kitapların ve peygamberlerin (aleyhimüsselam), mesleklerine ve davalarına; Bediüzzaman Hazretlerinin bakış açısı yukarıda zikrettiğimiz şekildedir. Zaten Kur’ani ve İslami bakış da bundan başka şekilde olamaz.

Ayrıca Üstadımız; Risale-i Nurlarda Hristiyanlığın ne kadar bozulduğunu, müteaddit defa gömlek değiştirerek Katoliklikten Protestanlığa geçtiğini ve en son da komünizme düştüğünü ifade ederek encamını ortaya koymaktadır.

Aynı Hristiyanlığın ruhbaniyyet düşüncesiyle şirke girdiklerini, gurur ve enaniyete bu sebepten dolayı prim vererek dünyadaki en kötü ve şeni zulmü işlediklerini ve celladlıkla temayüz ettiklerini ifade etmektedir. Ayrıca 400 yıl mütemadiyen fenle dinin çatışmasıyla cehalette inatlaştıklarını, ancak kanla ve zorlamalarla mecburen Rönesans hareketiyle ilmin önünü bir derece açarak, vahşetten ve cehaletten kurtulmaya çalıştıklarını ifade etmektedir. Ayrıca sefahette ve ahlaksızlıkta beşeri mahvu perişan ettiğini ifade ederek, terakki ve teknolojik gelişmeleri içerisinde ideolojilerini de insafsızca insanlığa enjekte ettiğini söylemiştir.

Misyonerleriyle insanları zoraki Hristiyanlaştırarak çoğunu sömürge haline getirdiklerini ve bu anlamda Gayretullaha dokunacak şenaatler, zulümler irtikap ettiklerini ifade etmektedir.

Kısaca Hristiyan Batı'nın ne olduğunu şu veciz cümle özetlemektedir:

"Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garp husumeti, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.”(1)

İşte Hanif itikadından ayrılarak, tahrif ettikleri Hristiyanlığın talimatıyla beşerin huzur ve saadetini mahveden böyle bir Hristiyanlığı ve anlayışı, her yerde ilan edip mücadele etmeye gayret eden Nur talebeleri nasıl taraftar çıkabilir veya öyle bir bozuk zihniyetle ortak paydada buluşma meselesini nasıl düşünebilirler.

Nur talebelerinin itibar ettikleri Muazzez Üstadları şöyle buyurmaktadır:

“Ey bu vatan gençleri frenkleri taklide çalışmayınız. Zira aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz. Veya dalalete düşer boğulursunuz.”(2)

İşte Bediüzzamanın, Risale-i Nur'un ve hakiki Nur talebelerinin bakış açısı budur.

Her mesleğin, her meşrebin ve her kesimin bozuk bir kısmı olabileceği gibi maalesef menfaatleri icabı kendilerini bu camiadan addederek bazı yanlışlara alet olan güruhlar da olacaktır.

Bizler davaları ve camiaları, elbette ki tabi oldukları esalara ve hakikatlere göre değerlendirmeliyiz; onların yanlışları ve hataları davalara isnad edilmez.

Müslümanlar içerisinde öyle isyankarlar ve hainler çıkmıştır ki; onların ihanetleri ve yanlışlıkları İslama ve Kur’an’a mı mal edilmesi lazım?

Maalesef kendilerine Nur talebesi diyen malum bazı menfi yapılardan ve onların yanlış telakkilerinden dolayı, samimi ve halis Nur talebeleri yargısız infaza tabi tutulmaktadır. Evet, bu gibi menfi yapılardan dolayı umum Nur talebeleri, Risale-i Nur ve Bediüzzaman Hazretleri de söz konusu Hristiyanlık hakkında töhmet altında bırakılarak, bir yığın bilgi kirliliğine sebebiyet verilmektedir. Bu şekilde muvazenesiz bakışlar ve değerlendirmeler, zulüm ve vicdansızlıktır.

O malum yapı ve onlar gibi düşünenler, kendilerini Nur camiasında göstermekten evvel Müslüman ve muvahhid olarak bilinmektedirler. O zaman yanlışlarını ve ihanetlerini İslama ve tevhide mi mal etmeliyiz?

Üstad Hazretlerinin Risale-i Nur'da geçen Ehl-i kitap ve mahsusen Hristiyanlarla ilgili -maalesef tarafgir bakıldığından dolayı- anlaşılmayan ifadeleri ve sözleri; Kur’anidir, İslamidir ve Peygamberidir. Çok örneklerden sadece bir tanesi:

"İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: 'Biz Hristiyanlarız.' diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar."(Maide, 5/82)

Netice, Nur talebeleri Üstadlarından ve Risalelerden aldıkları sağlam fikirlerle toptancılık yapmazlar. Avrupalıları ve Hristiyanları iki şube olarak görüp, birisinin tamamen dinsizliğe ve sefahete hizmetkar olduğunu, diğerinin ise, itikadi olarak bozulmuş ise de İman ve Kur'an hakikatlerinin güzel anlatılmasıyla ve yaşanmasıyla hakikate ve İslam'a girebileceklerini kabul ederler.

Evet, Ehl-i kitabın bozuk olmayan ve Hanif dini merkezli olarak muhafaza edebildikleri itikadi esasları güzelce işlenebilse, büyük deccal dediğimiz dinsizliğin şahs-ı manevisini öldürmede İslamla omuz omuza gelmeleri ve yardımcı olmaları söz konusu olacaktır. Bu konu ise, İsa (Aleyhisselam)'ın iman ettiğimiz nüzuluyla ilgili bir mevzi hakikat olup, Kur’anın ve hadislerin nassına uygun tefsir ve izahlardır.

Dipnotlar:

(*) Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.
(1) bk. Sünuhat.
(2) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota. (Mesnevi-i Nuriye, Zühre.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...