"O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi etmek demektir." Yaşadığımız sıkıntıların geçmesi için dua etmek, çaba sarf etmek yanlış mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu dünya darü’l-hizmettir; ücret almak yeri değildir. A’mâl-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları berzahta, âhirettedir. O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi etmek demektir. O amel-i salihin ihlâsı kırılır, nuru gider. Evet, o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse, teşvik için verildiğini düşünüp şükreder."

Sıkıntılar, meşakkatler, hastalık ve belalar; dua ve niyazın, tevekkül ve teslimiyetin vakitleridirler. İnsanın ekserisinin aklına maalesef dua, tevekkül ve teslimiyet gelmiyor. Allah insanın sıkıntılara karşı metanetini artırmak, samimiyet ve itikadını ölçmek için bir takım sıkıntı ve musibetler gönderiyor. İnsan da Allah’tan bu işareti alınca tevekkül ve teslimiyete bürünüyor.

Şayet insan teslimiyet ve tevekkülü değil de sadece başına gelen o sıkıntı ve beladan kurtulmayı gaye edinirse, o zaman samimiyet testinden geçememiş oluyor. Sadece nefsini ve rahatını düşünmüş oluyor.

Meselâ, hastalık, insanın aczini anlayıp Allah’ı hatırlatan ve O’na tevekkül etmeyi ihtar eden bir işaret, bir vakit ve bir temsil oluyor. Sıhhat ve afiyet istemek ise, hastalık vaktinde Allah'a iltica edip acz ve zaafımızı hissetmekten ve bunu da bir sünnet ve ibadet olarak yapmaktan ibarettir. Allah zaten kuluna ne zaman afiyet vereceğini ve onun dayanma gücünü bilir. Bundan dolayı insanın bu noktaya hasr-ı nazar etmesi ve bütün dikkatini ve niyetini bu noktaya teksif etmesi abestir.

Hasta birisinin duada sadece afiyete odaklanması, -hâşâ- Allah’ın rahmetini ve hikmetini itham manasına da gelebilir. Halbuki hastalık, insana acizliğini hissettirmek ve İlahi rahmete iltica ettirmek için veriliyor.

Sıhhat, huzur ve mutluluk için gerekli olan fiilî adımları atacağız. Çünkü bu fiilî adımlar, fıtratın bir kanunu ve tekvinî şeriatın birer emirleridir. Hastalandığımızda hastaneye gitmek, ilaç almak ve şifa için gerekli adımları atmak vesaire… Bu fiilî adımları atmak tevekkül ve teslimiyete, ihlas ve samimiyete aykırı değil, dinimizin emri olan Şafi isminin tecellisine yol bulmak manasındadır.

İnsanın muhatab olduğu hâdiseler ya gece gibidir yahut gündüz gibi. Sıhhat gündüzü andırır, hastalık ise geceyi. Hastalığın günahlara keffaret olduğu, insana aczini ders verdiği, kulluğunu ikaz ettiği, kalbini dünyadan kesip Rabbine çevirdiği düşünülürse, onun da, en az sıhhat kadar büyük bir nimet olduğu görülür. Sıhhat bedenin bayramıdır, hastalık ise kalbin gıdasıdır. Nefsimizin hoşuna gitmeyen ve fâni dünyamızı karartan hâdiseler: Ya İlâhî bir ikazdır, bizi yanlış yoldan geri çevirir veya günahlarımıza keffarettir; acımızı bu dünyada çektirir, ebedî âleme bırakmaz. Yahut insan kalbini geçici dünya hayatından, Allah’a ve âhirete çevirmeye bir vasıtadır.

Ebediyet yanında ömür bir an gibi bile değildir. Bu kısa hayatta başımıza gelen hastalıklar, belâlar, sıkıntılar ebedî hayatımız hakkında hayırlı oluyorsa, ne gam! Sonsuza göre yetmiş-seksen yılın ne hükmü var? Bu dünyanın bütün fânî belâları ve sıkıntıları ebedî saadet yanında hiç hükmündedir. Ama insanın nefsi, peşin zevkin tâlibidir; istikbâle nazar etmez. O saha, akıl ve kalbe aittir.

Öte yandan, musibetler insan için sabır imtihanıdır; bu imtihanı kazanmanın mükâfatı ise çok büyüktür.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...