"Peygamber Aleyhissalâtü Vesselamın görmekte olduğu zahmetlerin tahfifine ve göstermekte olduğu hırs ve şiddetin tehvinine medar olmak için,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Azizim! Her bir hükmün başka şeylere hizmet eden çok manaları olduğu ve her bir hükümden takip edilen gizli maksatlar bulunduğu ve bu kelamın da Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) işaret eden manaları olduğu gibi, küfrü takbih etmek maksadıyla büyük bir ölçüde tenkiratta bulunmuştur."

"Ezcümle, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın görmekte olduğu zahmetlerin tahfifine ve göstermekte olduğu hırs ve şiddetin tehvinine medar olmak için, mânâ-yı harfî kabilinden bazan imalarda bulunmuş ve eski resullerin hallerini nazara alarak, onlara iktida ile tesellî yollarını göstermişse de, bu bir kanun-u fıtrîdir, tahammül ve inkıyad lâzımdır diye lisan-ı hal ile ilân etmiştir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 6. Ayet Tefsiri.)

Peygamber Efendimiz (a.s.m) Mekkeli müşriklerin iman etmesi için, kendini öyle yıpratıyor öyle zahmetler çekiyor öyle bir hırs ve azim gösteriyor ki, bu durum artık onun için bir sıkıntı ve zahmete dönüşüyor. Bu ayet ise peygamberimizin (a.s.m) bu durumunu hafifletmek ve rahatlatmak için nazil oluyor.

Allah burada hem Habibine olan şefkatini gösteriyor hem de fıtri bir kuralı ders veriyor. O kural ise, iman ve hidayetin düğümünü ancak insan kendi iç aleminde çözebilir. Dışarıdan yapılan baskı ve tebliğ bir yere kadardır. Tebliğ edicilerin iradesi ve gayreti, mutlak bir etki oluşturmuyor.

Üstadımız iman ve hidayet ile ilgili şu mükemmel tesbiti yapar:

"İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre; 'Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur.' denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır." (bk. age., Bakara Suresi 2. Ayet Tefsiri)

Demek bir insan kendi iradesi ile iman etmediği müddetçe, bütün peygamberler bir araya gelse de o kişiyi imana getiremezler. İman, irade ve gönül işidir ve bu yetkiyi Allah insanın eline vermiştir. Öyle ki bu noktada Allah bile baskı ve cebir kullanmamayı kendine âdet edinmiştir. Öyle ise iman edip etmeme konusunda insan hem tam yetkilidir hem de tam sorumludur.

Her gün güneş penceremizin önüne kadar gelip beklemektedir. Evini aydınlatmak isteyenler, perdelerini açmak mecburiyetindedir. Bunlara dışarıdan sadece telkin gelir, zorlama olmaz. Perdesini açanlar nura kavuşur, lakin perdeyi açmayanlar karanlıkta kalmaya mahkumdur. İşte iman ve hidayet aynen böyledir.

"mana-yı harfî kabilinden bazen imalarda bulunmuş" ifadesi başlı başına bir irşat cümlesidir. Yani Cenab-ı Hak, sarihan Peygamberimize (asm) ve dolaylı olarak da bütün ümmete şu dersi verir:

"Hidayeti ben veririm. Sizin elinizde sadece tebliğ vardır. Hidayeti manay-ı ismi kabilinden kendinize ve sebeplere vermeyiniz. Manay-ı harfi kabilinden sadece Allah'ın elinde görün ve öylece hizmet edin. Bu nedenle hakkıyla tebliğinizi yaptıktan sonra dileyen iman eder, dileyen etmez. Bu da inasanlara verilen fıtri bir haldir. Bu nedenle kendinizi insanlar iman etmiyor diye yıpratmayın helak etmeyiniz."

Bu manayı da şu ayet tam teyit etmektedir:

“Onlar iman etmiyor diye üzüntüden neredeyse kendini yiyip bitireceksin. Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun eğerlerdi.” (Şuara, 26/3-4).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...