"Rusya’da Moskof Çarlığına karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza edip,.." Müslüman’a karşı izzet nasıl olmalı?
Değerli Kardeşimiz;
"İzzet"in kelime manası, insanın mağlubiyetine engel olan üstünlükler demektir. Bu da onun hakkında üstünlük, şeref ve haysiyet, kuvvet ve güç sahibi olmayı ifade eder. Kişinin yüceliğini ve kıymetini anlatır. İnsanı zillete (alçaklığa, adiliğe) düşmekten alıkoyan bütün üstünlükler, yücelikler ve sahip olunan kabiliyetler izzettir. Düşmanın karşısında galip gelen kimse için de ‘izzetli’ denilmiştir. İzzetin zıddı, zillettir.
Aynı kökten türemiş ‘aziz ‘ kelimesi ise, her türlü üstünlüğü, galibiyeti, güçlü olmayı ve en üstün şerefi ifade eder. Bu sıfat Kur’an’da hemen hemen tamamen Allah (c.c.) hakkında kullanılmaktadır. Aziz, yani en üstün, en yüce, en mutlak ‘izzet’ sahibi yalnızca Allah’tır.
Peygamberler ve müminler de Allah’ın (c.c.) emrine itaat ettikleri için, O’nun yanında üstünlük ve şeref kazanırlar, İslâm’ı yaşadıkları için de ‘izzet-üstünlük’ elde etme imkânına kavuşurlar. Bir ayette mealen şöyle buyurulur:
“İzzet (yalnızca) Allah’ındır, Resûlünündür ve mü’minlerindir.” (Münafikun, 63/8)
Bu ayet, Müslümanlara tepeden bakan, onlarla alay eden münafıklara cevap vermektedir. Peygamber Efendimizin zamanında bir kısım insanlar Müslümanlara tepeden bakıyor, onları mal, dünyalık, makam açısından, kuvvet yönünden "zelil" (aşağı) görüyorlardı. Kur’an onlara bu âyetle kesin bir cevap veriyor ve izzetin kime ait olduğunu ifade ediyor.
İslâm, insan yaratılışına aykırı olan ve onun kıymetini tenzil edecek bütün davranışları yasaklıyor. İçki içmek, zina etmek, hırsızlık yapmak gibi. Bunun gibi bütün kötü fiiller insanı kıymetten düşürür hatta hayvandan daha aşağı bir derekeye atar. İşte bu günahlardan sakınanlar ‘izzet’, şeref ve haysiyet sahibidirler. Bunları yapanlar ise şereflerini kaybederler; zelil, perişan ve değersiz olurlar. Bu çirkin fiilleri işleyenlerin Müslüman olması bir şey ifade etmez. İzzet, sadece isimden gelen bir kimlik değil, bir hayat tarzıdır. İnsanın hayatına mal olmayan ve yansımayan izzetin, sadece hüviyetle hayat bulması mümkün değildir.
İzzet ile kibir arasında ince bir çizgi vardır. İzzet iman ve ibadetten gelen bir üstünlük iken, kibir Allah tarafından emaneten verilmiş meziyetlere insanın kendi malı imiş gibi sahip çıkıp, diğer insanlar üzerinde üstünlük taslaması ve baskı kurmasıdır. Mümin izzetli olur, ama asla kibirli olamaz. Mümin izzeti için, yani inandığı kudsi değerler için gerekirse canını vermekten çekinmez. İnancını ayaklar altına almaktansa ölmeyi tercih eder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü