Block title
Block content

RÜ’YETULLAH

 
Allah Resulü’nün (asm) ifadesiyle, “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan kalbine gelmemiş” bir âlem olan cenneti bu dünyada anlamak mümkün olmadığına göre, cennetteki ihsanların en ilerisi olan rü’yet de bu dünyada kavranamaz. Nitekim ehl-i sünnet âlimleri, “rü’yetin hak olduğunu, keyfiyetinin ise bilinemeyeceğini” ifade ederler.

Bediüzzaman, “Ruhu cismaniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, sür’at-ı ruh mizânıyla cereyan eder.” der. (Mesnevî-i Nuriye)

Demek oluyor ki, rüyada gözümüzün devreden çıkmasıyla bizim için başka âlemlere kapılar açıldığı gibi, uyanık hâlimizde de ruhumuz bedenimize galip gelse, görülmez sandığımız nice âlemleri görebileceğiz. Bilindiği gibi, cihet ve yön ancak beden için söz konusudur. Ruh için ön, arka, sağ sol gibi kelimeler kullanılmaz. O halde, ruh bedene galip olunca yön ve cihet devreden çıkar ve ruh, her tarafı birlikte görebilir. Nitekim Allah Resulü (asm), arkadan gelenleri de aynen öndekiler gibi rahatlıkla görürdü.

Ehl-i cennetin ruhları bedenlerine galiptir; nitekim bir anda birçok mekânda birlikte bulanabileceklerdir. Ve yine cennet ehlinin görmeleri bu dünyadakinden çok ileri seviyededir; aralarında gölge ile asıl kadar fark vardır. Buna bir de, rü’yetteki İlâhî yakınlığın nuru eklendiğinde, o kâmil ruh, o anda bir feyze gark olacak ve Rabbini cihetten, mesafeden ve şekilden münezzeh bir keyfiyetle seyrederek kendinden geçecek ve kalbi nice mânevî zevklerin cevelan ettiği bir ummana dönecek ve o bahtiyar kul, cennet nimetlerinden edindiği zevklerle kıyaslanmayacak kadar ileri bir hazzı, Rabbinin rüyetiyle tadacak, mest olacaktır.

Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2057 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...