"Saadet-i beşeriye dünyada adaletle olabilir. Adalet ise, doğrudan doğruya Kur’an’ın gösterdiği yol ile olabilir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Elhasıl: Had ve ceza, emr-i İlâhî ve adalet-i Rabbaniye namına icra edildiği vakit, hem ruh hem akıl hem vicdan hem insaniyetin mahiyetindeki lâtifeleri müteessir ve alâkadar olurlar. İşte bu mânâ içindir ki, elli senede bir ceza, sizin her gün müteaddit hapsinizden ziyade bize fayda veriyor. Sizin adalet namı altındaki cezalarınız, yalnız vehminizi müteessir eder. Çünkü biriniz hırsızlığa niyet ettiği vakit, millet, vatan maslahatı ve menfaati hesabına cezaya çarpılmak vehmi gelir. Yahut insanlar eğer bilseler ona fena nazarla bakarlar. Eğer aleyhinde tebeyyün etse, hükûmet de onu hapsetmek ihtimali hatırına geliyor. O vakit yalnız kuvve-i vâhimesi cüz’î bir teessür hisseder. Hâlbuki nefis ve hissinden çıkan—hususan ihtiyacı da varsa—kuvvetli bir meyelân galebe eder. Daha o fenalıktan vazgeçmek için o cezanız fayda vermiyor. Hem de emr-i İlâhî ile olmadığından, o cezalar da adalet değil. Abdestsiz, kıblesiz namaz kılmak gibi battal olur, bozulur. Demek, hakikî adalet ve tesirli ceza odur ki, Allah’ın emri namıyla olsun. Yoksa tesiri yüzden bire iner."
İşte bu cüz’î sirkat meselesine sair küllî ve şümullü ahkâm-ı İlâhiye kıyas edilsin. Ta anlaşılsın ki, saadet-i beşeriye dünyada adaletle olabilir. Adalet ise, doğrudan doğruya Kur’ân’ın gösterdiği yol ile olabilir." (Hutbe-i Şamiye)
Bu vecize, insanlığın dünya hayatındaki huzur ve mutluluğunun formülünü net bir sebep-sonuç ilişkisiyle ortaya koyar. İki basamaklı, sarsılmaz bir mantık zinciri sunar:
İnsanlığın Mutluluğu Adalete Bağlıdır: İnsan topluluklarının barış, güven, huzur ve saadet içinde yaşayabilmesinin ilk ve en hayati şartı adalettir. Adaletin olmadığı, güçlülerin zayıfları ezdiği, hakların gasp edildiği bir toplumda ne kadar büyük bir zenginlik veya teknoloji olursa olsun gerçek bir huzurdan bahsedilemez. Zulüm mutsuzluk getirir, adalet ise saadetin zeminidir.
Gerçek Adalet Ancak Kur'ân ile Mümkündür: Peki, adalet nasıl sağlanacaktır? İnsan aklı bencil duygulardan, ırkçılıktan, menfaatten ve tarafgirlikten tamamen sıyrılamaz. İnsanların kendi elleriyle yazdığı kanunlar çoğu zaman bir zümreyi veya gücü korur. Gerçek, mutlak ve tarafsız adalet ise ancak her şeyi bilen, her şeyin yaratıcısı olan ve hiçbir menfaati bulunmayan Yüce Allah’ın kelamı olan Kur’ân’ın gösterdiği ölçülerle (kul hakkı, eşitlik, şefkat ve mizan ile) tesis edilebilir.
Özetle; huzur istiyorsak bunun yolu adalettir; tam ve kusursuz bir adalet istiyorsak bunun tek çaresi Kur’ân’ın rehberliğidir. Kur'an bir hataya hangi cezayı uygun görüyorsa asıl adalet odur. Ve bu İlahi adaletin uygulandığı yerde suçlar için caydırıcı olur. Kasten adam öldürene, kısas uygulanır. İhtiyacı olmadığı halde hırsızlık edenin eli kesilir. Zina eden evlilerin taşlanarak recmedilmesi gibi. Kur'ân'ın adalet ölçüleri terk edildiğinde, insanlık dünyevi saadeti kaybetmeye mahkumdur.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Şeriat nedir, nasıl gelir ve yaşanır?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü