"Sanayi-i garibedeki mahareti, fünun-u acibedeki marifeti ve ulûm-u bediaya ilim ve ıttılaı" nasıl anlamalıyız. Birer misalle farklarını izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Önce şu noktanın devamlı göz önünde bulundurulması icabediyor:

Bu Söz’de, Cenâb-ı Hakk’ın bu âlemi ve insanı yaratmasındaki hikmetler, bir padişahın yaptığı bir saray misaliyle anlatılmaktadır. Temsildeki padişah hakkında kullanılan ifadelerin, tâbirlerin bir kısmı doğrudan Allah hakkında da kullanılabilirse de Cenâb-ı Hak hakkında ancak mecazî manada kullanılırlar. Onun için her ifadeyi, İlâhî hakikatlere aynıyla tatbik etmeye çalışmak doğru değildir.

Sualde geçen ifadeleri bu noktayı dikkate alarak, izah edeceğiz.

Sanayi denilince, bilginin sanata dönüştürüldüğü faaliyetler anlaşılır. “Sanayi-i garibeye” misal, bütün sanayi kuruluşlarımız, bütün fabrikalarımızdır.

Fünun, “fenler” demektir; fizik, kimya, biyoloji, astronomi, jeoloji gibi kâinatla alâkalı ilimleri içine alır. Fenler, kâinat kitabındaki ince ve gizli manaları açığa çıkarırlar ve onların, insan ihtiyaçlarının giderilmesinde kullanılmalarına yol açarlar.

Ulûm, “ilimler” demektir. Bu kelime, fen sahasındaki bilgiler yanında ve onların ötesinde manevî, metafizik, ruhî sahaları da hatırlatır. Yani, ulûm denilince, başta marifetullah, muhabbetullah, kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi ile alâkalı ilimler olmak üzere, sosyoloji, psikoloji gibi ilimler de hatıra gelir.

Temsildeki padişah, hem fen sahasında bilgili, hem bunları sanayiye dönüştürme kabiliyetine sahip, hem de manevî ilimlerde derinlik kazanmış birisidir.

Sanayi-i garibedeki maharet:

Risale-i Nur’da Cenâb-ı Hak hakkında "Sâni-i Zülcelâl" ifadesi kullanılır. Sâni; “sanatlı yapan, yaratan” demektir. Allah’ın yarattığı her eser sanatlı ve hikmetli olarak yapılmış bir sanat mu’cizesidir.

Fünun-u acibedeki marifet:

Bu ifade ancak kullar için kullanılabilir. Fenler, için Nur Külliyatında “cevasis” denilmektedir. Cevasis, “casuslar” demektir. Bu fenler, kâinat kitabında bulunan ince ve gizli manaların açığa çıkarılmasına çalışırlar. Fen sahasında yazılan eserler kâinat kitabının tefsiri mahiyetini taşırlar. O halde, “fünun-u acibedeki marifet” ifadesi, hakiki mânâsıyla, ancak kullar için kullanılabilir. Allah ise, şu muhteşem âleme “fizikten, kimyaya, jeolojiden astronomiye kadar nice ilim dallarına kaynaklık eden hârika manaları” yerleştiren Zât’tır.

Ulûmu bediaya ilim ve ıttıla’:

Allah’ın ilmi nihayetsizdir ve mutlaktır. İnsanlar, ilâhî eserlerde teşhir edilen ilim ve hikmeti tefekkür etmekle Allah’ın ilmine muttali olurlar; yani, o ilimden haberdar olurlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...