Block title
Block content

Sani-i Hakimin insanın eline vermiş olduğu enenin sıfat ve şuunatın hakikatlerini göstermesi ne demektir? Burada sıfat ve şuunatın farkı ile hakikatlerinin gösterilmesi ne anlama gelmektedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Önce İlâhî sıfatlar konusunda şu bilgileri hatırlayalım:

İlâhî sıfatlar, zatî ve sübutî olmak üzere iki gruba ayrılıyor.

Zatî Sıfatlar:

1. Vücut (Varlık),

2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),

3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),

4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),

5. Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması, başkasın yardımıyla olmaması),

6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarının da mahluk sıfatlarına benzememesi).

Sübutî Sıfatlar:

1. Hayat 

2. İlim

3. İrade

4. Kudret

5. Sem’ (işitme)

6. Basar (görme)

7. Kelâm

8. Tekvin (Yaratma, var etme.)

Şuunatın Türkçe karşılığı yoktur. Ancak, insanlar için bunun karşılığı “kabiliyet”tir, fakat Cenâb-ı Hak hakkında bu tabir kullanılmaz. Onun için şuunatı örneklerle açıklamaya çalışacağız.

Nur Külliyatı’nda, bu konuda şöyle bir sıralama yer alır: Zat, şuunat, sıfatlar, isimler, fiiller.

Konunun açıklamasında, şu iki isim üzerinde duralım: Hâlık ve Rezzâk.

Halk yaratma demektir ve fiildir. Hâlık isimdir, yaratıcı mânasına gelir. Hâlıkıyet ise şe’ndir, yaratıcılık, yaratıcı olma demektir. Cenâb-ı Hak irade sıfatıyla yaratıcılığını izhar etmek dilediğinde kudretiyle, ilmiyle ve diğer sıfatlarıyla yaratma fiilini icra eder ve dilediği mahluku yaratır. Buna göre, yaratmada sıra, Zat, şuunat, sıfat, ef’al şeklindedir. Bunun neticesinde Hâlık ismi tecelli eder; yani, sıfatları harekete getiren ve esmâyı tecelliye sevk eden şuunattır.

Rezzâk ismi için de benzer şeyler söylenecektir. Terzık (rızıklandırma) fiildir, Rezzâk isimdir, rezzâkiyet yani rızıklandırıcı olma ise şe’ndir.

Buna göre, rububiyet, malikiyet, rahimiyet, hakimiyet, kerimiyet hep şuunat sınıfına girerler.

Şuunatın bir başka ciheti:

Allah’ın gizli kemâlatını bildirmek istemesi şuunatındandır. Keza, Allah’ın Muhsinleri sevmesi, zâlimlere gazap etmesi de şuunattandır.

İnsandaki sıfatlar ve haller, kabiliyetler Allah’ın sıfatlarını ve şuunatını bilme noktasında bizim için büyük birer rehberdirler. Zira bize bunlar ihsan edilmeseydi İlâhî sıfatları ve şuunatını bilmemiz mümkün olmazdı. Daha önce verdiğimiz bir örneği hatırlayalım:

Anadan doğma kör bir insan "görme" denilince bir şey anlamıyor ve bizim karşıdan gelen bir kişiyi görüp tanımamıza da hayret ediyordu.

Ancak, şu nokta daima nazar-ı dikkate alınmalıdır. Bizim ruhumuz mahluk olduğu gibi ona takılan sıfatlar mahluk sıfatları, şuunat da mahluk şuunatıdır. Leyse ke mislihi şeyün (hiçbir şey Onun misli gibi değildir.) Bunların hiçbiri, Allah’ın sıfat ve şuunatına benzemezler. Ancak onların hakikatlerini gösterirler. Yani bizdeki bu gölgelerin hakikatleri Allah’ın sıfat ve şuunatıdır.

Sıfatlardan ve şuunattan birer misal verelim:

Bizim kuvvetimiz, dünyanın çekim kuvveti, güneşin cazibesi gibi mahlukat âlemine yayılmış nice kuvvetler vardır. Bunların hepsi mahluk kuvvetidir ve Allah’ın kudreti bunların hiçbirine benzemez.

Zira itikadımızca, Allah’ın ne zatı mahlukatın zatlarına benzer, ne de sıfatları onların sıfatlarına.  

 Şuunat için de durum aynıdır. Allah’ın merhameti bizim şefkat ve merhametimize benzemediği gibi, gazabı ve kahrı da bizim öfkelenmemize ve ceza vermemize benzemez. Bundan dolayı Üstat Hazretleri şuunatla ilgili derslerinde “mukaddes” kelimesini çokça kullanır, “lezzet-i mukaddese", "şevk-i mukaddes", "sürur-u mukaddes", "memnuniyet-i mukaddes", "iftihar-ı mukaddes” gibi. Yani İlâhî şuunat, bizim şuunatımıza benzemekten mukaddestir, münezzehdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...