"Şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?" İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Zelzele gibi vakıalar olan şu hadisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller." (Sözler, On Dördüncü Söz, Hatime)
Bu muazzam vecize, insanı kâinat kitabını okumaya ve kendi varoluş amacını sorgulamaya davet eden sarsıcı bir tefekkür basamağıdır. Buradaki derin manayı birkaç temel noktayla açabiliriz:
1. Misafirhane-i Dünya
Dünya bir mülk veya ebedi bir kalış yeri değil, bir misafirhanedir. Bu benzetme, insanın buradaki geçici konumunu ve asıl vatanının burası olmadığını hatırlatır. Bir misafirhanede her şey misafirlerin rahatı, ağırlanması ve bir amaca hizmet etmesi için özel olarak tasarlanır.
2. Nazar-ı Hikmet
Eğer dünyaya sıradan veya tesadüf gözlüğüyle bakmaz da bir hikmet gözüyle (perdenin arkasındaki sanatı, intizamı ve faydaları görerek) bakarsanız, atomlardan galaksilere kadar her şeyin milimetrik bir düzen içinde hareket ettiğini görürsünüz. Kâinatta hiçbir şey başıboş, israf veya abes değildir; her varlığın her organın hatta her hücrenin bir görevi ve gayesi vardır.
3. İnsanın Büyük Çelişkisi
Sözün can alıcı vuruşu en sonundaki soruda gizlidir: "Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?" Kâinatın en akıllı, en şuurlu ve en gelişmiş varlığı olan insan;
Etrafındaki her şeyin bir vazifeye koştuğunu görüp,
Kendisini başıboş, sorumsuz ve amaçsız ilan edemez.
Kâinattaki bu muazzam nizam, insanın da başıboş bırakılmadığının, onun da en yüksek bir gaye yani yaratıcısını tanımak, iman ve ibadet etmek için bu misafirhaneye gönderildiğinin en büyük delilidir. Çevremizdeki her şey bir amaca hizmet ederken, insanın "istediğim gibi yaşarım, bir sorumluluğum yok" demesi kâinattaki genel kanuna ve akla tamamen zıttır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü