"Terbiyenin iki esası vardır. 'Rezzak' mânâsına olan اَلرَّحْمٰنِ birinci esasa, 'Gaffar' mânâsını ifade eden اَلرَّحِيمِ de ikinci esasa işaretleri için birbiriyle bağlanmış." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Biri menfaatleri celp, diğeri mazarratları def etmek üzere terbiyenin iki esası vardır. 'Rezzak' mânâsına olan اَلرَّحْمٰنِ birinci esasa, 'Gaffar' mânâsını ifade eden اَلرَّحِيمِ de ikinci esasa işaretleri için bir biriyle bağlanmıştır."(1)
Terbiyede mükâfat ve ceza esastır. Mükâfat, terbiye edilmek istenen hususa teşvik etmek için verilir ki, bu ekseriyetle menfaatlerin temin edilmesi ile olur. Mesela, iman ve ibadete teşvik için insana cennet ve onun içindeki sayısız ve akıl almaz nimetler va’d edilir. Cennet ve içindeki rızıkların arkasında da Rezzak ve Kerim gibi isimler hükmeder.
Terbiyenin ikinci ayağı ise cezadır ki; ekseriyetle insanları kötülükten ve her türlü çirkin işlerden uzak tutmak için vaîd edilir. Yani yanlışlıklardan dönülmediği takdirde cezanın verileceği hususunda ikazlar ve tehditler yapılır. Rahim ismi rahmetle her şeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok hususî ikram ve rahmet tecellisi olan Allah demektir ki; bu ihsanlardan birisi de gufrandır, yani Allah’ın affedici ve bağışlayıcı olmasıdır ki; bunun arkasında da Gaffar ismi hükmeder.
İnsanlar ne kadar yanılıp hata etse de Allah af kapısını açık bırakmış, kullarını bu cihetle de terbiye etmiştir. Yani terbiyede en mühim hususlardan birisi de; Allah’ın sonsuz merhameti ve affediciliğidir. Şayet Allah affedici olmasaydı, insanın ıslah ve terbiye olması mümkün ve kabil olmazdı.
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstad İ’caz’da, "Rabbil alemin"i açıklarken, malum, alemleri terbiye eden dedikten sonra, terbiyenin iki vechesine dikkat çekiyor. Birincisi, menfaatleri celb. İkincisi, mazarratı def.
Akabinde, menfaatleri celb mefhumu ile Rahman ismini, mazarratları def ile de Rahim ismini eşleştiriyor; ve de Rahman’a Rezzak, Rahim’e ise Gaffar diyor. Bu mefhumları arka arkaya yazalım şimdi:
Rahman/Rezzak/Menfaati celb
Rahim/Gaffar/Mazarratı def
Biz normalde, Rezzak’ı, bitki, hayvan ve insanlara rızık veren olarak anlıyoruz ama Gaffar’ı aynı mahlukat için anlamıyoruz pek. Oradan hemen, günahları affeden kısmına sıçrıyoruz. Artı, Rezzak’ı canlıların dışındakilere de rızık vermek olarak genişletebilsek bile, Gaffar’a gelince yine zorunlu olarak insan nevine doğru bir anlam daraltmasına gidiyoruz.
Bunun nedeni, Gaffar ismine “günahları affeden” anlamının dışında bir anlam veremediğimizden. Günahı da sadece insan işlediği için, Gaffar ismiyle birlikte, Gaffar’ın anlam kardeşi olan Rahim ismini de hem insanlara hatta insanlar içinde de sadece müminlere has kılıyoruz; ve hata ediyoruz.
Nerede hata ettiğimizi bulmak için Rabbil alemine döneyim. Üstad, er Rahman ve er Rahim isimlerinin “makabliyle” yani kendinden önce gelenle alakası vardır diyor İ’caz’da. Bu iki isimden önce, bu tefsirin yapıldığı Fatiha suresinde, alemlerin Rabbi ifadesi var. O halde, Rahman ve Rahim isimlerinin, alemlerin terbiye edilmesi ile bir alakası olmalı. Üstad’ın açıklamasının argüman örgüsü bu çünkü.
Hal böyle ise eğer, hem Rahman’dan yani Rezzaktan, hem de Rahim’den yani Gaffardan gelen terbiyenin, alemlere yani tüm kainata bakması gerekiyor. O zaman, kün emrine muhatap olan eşyanın tümü üzerinde, hem Rahmaniyyet yani Rezzakiyet, hem de Rahimiyyet yani Gufraniyet görünüyor olmalı.
Demek benim, eşyada Rezzak ve Gaffar sıfatlarını yani menfaatin celb ve mazarratın def edildiğini görmem lazım. Bunu görebilmem için, bu kelimeleri daraltılmış anlamlarından çıkartıp, varoluşsal düzleme taşıyabilmem gerek.
Ara soru şu: eşyada görünen menfaatlerin celbi ile yine eşya üzerinde müşahede edilmesi gereken mazarratın defi nerededir ve nasıl görülecektir?
Üstad, Mesnevi’de “Bir Rezzak-ı Kerîmin vücub-u vücuduna delâlet eder” eder sonucuna vardığı yerin başında “Kâinat bütün eczâsıyla beraber gayr-ı mütenahî eşkâl ve vaziyetlere kabiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hâzıra girmesi, elbette bir Hâlık-ı Vâcibü'l-Vücudun ihtiyar, irade ve tercihiyle olmuştur” diyor. Yani mahlukata verilen en büyük rızık, onlara vücud yani varlık vermek.
Vücudun verilmesi ile yukarıdaki terbiye manasının menfaatleri celb kısmı eşleşiyor. Varoluşsal temelde, vücud vermekten kasıt, Rahmanın yani Rezzakın yaratma fiili. Her bir atoma veya moleküle, ihtiyaçlarını tam olarak vermesi ve bu sayede onların vücudda kalmalarının ikame edilmesi... Burası tamam.
Ancak bir de, yine aynı düzlemde, mazarratın defi var halletmemiz gereken. Mevcudat üzerinde hangi mazarrat defediliyor? Ve nasıl?
Onun için, Katre’de söylediğine gideceğiz:
Hadd-i kemale gelen her şey orada durur diyor. Örneğin, insanın parmaklarının bir haddi yani bir hududu var. O hududa gelince duruyor. Uzamaya devam etse, o vücud organının kemal noktası aşılacak. Aşılmasın diye, Rahim olan Allah, mazarratı def ediyor. Parmaklarımız, hadd-i kemalde duruyorlar; daha ileri gitmiyorlar. Daha ileri gitmeleri, onların zararına olacaktı çünkü. Rabbin de, yukarıda dediğimiz gibi, eşyanın üzerinde mazarratı def etmesi gerekiyordu.
Ama bu arada, mesela, tırnaklarımız ise uzuyor ve uzamaya devam ediyor. Ve biz kesmek zorunda kalıyoruz. Çünkü uzun olanı rahatsız ediyor. Peki buna ne diyeceğiz?
Bu, sadece bize “Parmakların da tırnakların gibi uzasaydı, ne yapacaktın?” dersini vermek için. Veya saçların gibi kirpiklerin uzasa. Ama uzamıyor. Had çiziliyor. Had çizmek, mazarratın defi. Genel için külli ve amm olan bir fiili, bize hatırlatmak için cüzi örnekler sunuluyor. Tırnakların uzaması bu kabilden. “Ya bağırsakların da uzasaydı ama uzamıyor” terbiyesinin farkına varmamız için vazedilmiş bir yaratılış türü o.
Demek, hem Rahman ama hem de Rahim ismi, her an ve her şey üzerinde tecelli ediyor. Çünkü mutlakın istisnası olmaz. Rahim ismi sadece bir yerde ve bazı insanlar üzerinde tecelli ediyor olsaydı, veya şimdi değil de sadece ahirette tecellisi görülseydi, mutlak isme istisna koymuş olurduk. Ki bu bir hatadır. Ancak, Rahman ve Rahimi bu şekilde anlarsak eğer, mutlak kavramına bir halel gelmiyor; ve öyle de olmalıydı zaten.
Şimdi günahlar kısmına gelebiliriz. Kainatta bu iki ismi bu şekilde müşahede eden insan, kendi kisbindeki hadsizliklere bakarsa ve onların bir hal çaresini ararsa, kainatın şahitliği ve örnekliği dahilinde Rahimiyyeti zaten tecrübe ettiği için, “Eh orada Rahim olan yani eşyanın üzerindeki mazarratı def eden Rahim olan Rabbim, benim fiillerimdeki hadsizliği de elbet def eder” deyip tövbe yoluna gider.
Burada önemli olan, mümin kişinin, kendi günahını affettirmeye sıra gelmeden önce, bu anlamdaki affın yani Rahimiyyetin, tüm kainata şamil ve içkin olduğunu görmesi gerekir. Ona binaen, bu taraftaki insani günahlara af dilenir. Değilse, Allah’ın Gaffar ve Rahim olduğunu insan nasıl müşahede edebilir ki?
Zira “Öteki tarafa gidince tövbe ettiğimiz günahlarımızın affedildiğini göreceğiz inşallah” şeklindeki ötelemeler, alem-i şehadetin şahitlik manasından çalıyorlar.