"Ve cüz’î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı, ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve cüz'î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı,.."

İnsanın küçük-büyük, az-çok her ameli ve her fiili, zerre kadar işlediği hayır ve şerri kaydedilmektedir. Bunların tamamı mahşerde sergilenecekler ve mizanda hepsinin hesabı sorulacaktır.

"Ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan,.."

"Emanet-i kübra"; insanın geniş mahiyeti, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp tadacak büyük kabiliyet, eşsiz duygu ve latifelerle mücehhez olmasıdır. Evet, insandaki ene, zahirî ve batınî duygular, kalp, vicdan, ruh ve akıl gibi latifeler öyle bir emanettir ki, bütün kâinatı ihata ediyor ve Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp tadıyor.

“… Emanet-i Kübrayı tahammül edip, yâni küçücük cüz’î ölçüleriyle, san’atçıklariyle Hâlikının  muhît sıfatlarını, küllî şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını  ölçerek bilip….”  (10. Söz)

Buna göre, emanet, “insan istidadı” oluyor. İnsan, bu istidat sayesinde emaneti yükleniyor. Göklerin, yerin ve dağın emaneti yüklenmemeleri ise kabiliyetlerinin bu işe kâfi gelmemesi sebebiyledir.  Emanet de, insanın kendi istidadına konulmuş bu sıfatları, hususiyetleri ve halleri iyi değerlendirip, Allah’ın sıfatlarını, fiillerini, şuunatını bir derece bilmesidir.

Allah’ı tanımak ve bilmek için yaratılan insanın, bu vazifesi yapabilmesi için kendisine lüzumlu bütün sermaye verilmiştir. Şöyle ki: 

İnsanın kuvveti olacaktır ki, Allah’ı kudret sahibi olarak tanıyabilsin. İradesi olacaktır ki, Onun irade sıfatına bir derece bakabilsin. Görmesi, işitmesi olacaktır ki Allah’ı Basir ve Semi’ olarak tanıyabilsin. Keza, kendisinde hem merhamet, hem de gazap duyguları olacaktır ki, Allah’ın rahmetini ve kahrını anlayabilsin.

Bütün  bu sıfatlar, hep Allah’ın marifeti için verilmişlerdir. Bunlarla dünya işlerimizi de görürüz, ama bu duyguların, bu sıfatların ve hallerin ruhumuza takılmasındaki temel hikmet ve gaye Allah’ı tanımamızdır. Yoksa istidatları bizden çok gerilerde kalan bütün hayvanlar da dünyevî hayatlarına ait ihtiyaçlarını o azıcık sermayeleriyle mükemmel görebilmektedirler. Bu konu Yirmi Üçüncü Söz’de “bir padişahın iki hizmetkârına ayrı sermayeler verip bir pazara göndermesi” misali çok güzel işlenmiştir.  

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...