"Zihayat cisimler, o seyyah zerrelere güya birer mektep, birer kışla, birer misafirhane-i terbiye hükmündedir." Burayı izah edip, mesela eğitim gördükleri yerlerle ilgili örnekler verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mesela, cansız bir topraktaki bir zerre bir fotosentez işlemi ile topraktan bitkiye hareket ettiğini düşünelim. Bitkide vazife yaparken (ilkokulda bilgisini ve marifetini artıran öğrenci gibi) bir derece terakki eder ve nurlanır. Daha sonra o bitkiyi bir ruh sahibi hayvan yediğinde bitkideki zerreler ziruh bir canlıda (hayvanda) daha çok esma tecellisine mazhar olduğundan (ortaokul veya lisede öğrendikleri ile nurlanan öğrenci gibi) bir derece daha terakki eder ve nurlanır. Süt, et, yumurta veya bal vasıtasıyla ziruhtan, zişuur olan insanın vücuduna geçerek orada vazife yaparken (üniversitede öğrendikleri ile nurlanan öğrenci gibi) zerre bir derece daha terakki eder ve nurlanır.

Zerrenin insan vücudunda daha çok esma tecellisine mazhar olduğu malumdur. İnsanın iman ve marifet merkezi olan beyin ve kalpte vazife yaparken (lisansüstü eğitim alarak ihtisas sahibi olan öğrenci gibi) daha da terakki eder ve nurlanırlar. Böylece zerreler her vazife yerinde talim görmüş ve terakki etmiş bir şekilde bütün eczasıyla hayattar olan dâr-ı âhirete zerrât olmak için liyakat kesb ederler.

Bu konuda Mektubat isimli eserde şu ifadeler geçmektedir:

"Mevcudat etvar-ı hayatiyle, müteaddid enva-ı tesbihat-ı Rabbânîyeyi yapıyor. Hem esma-i İlahiyenin iktiza ve istilzam ettikleri hâlâtı gösteriyor ki... Mesela, Rahîm ismi şefkat etmek ister, Rezzâk ismi, rızık vermek iktiza eder; Lâtif ismi lutfetmek istilzam eder.. ve hakeza... Bütün esmanın birer birer muktezası vardır. İşte her bir zîhayat hayatiyle ve vücudiyle o esmanın muktezasını göstermekle beraber, cihazatı adedince Sâni-i Hakîm’e tesbihat yapıyorlar."

"Mesela, nasıl ki bir insan güzel meyveler yer, o meyveler midesinde dağılır, erir, zahiren mahvolur; fakat ağzından, midesinden başka bütün hüceyrat-ı bedeniyyede faaliyetkârane bir lezzet, bir zevk vermekle beraber, aktar-ı bedendeki vücudu ve hayatı beslemek ve idame-i hayat etmek gibi pek çok hikmetlerin vücuduna medar oluyor... O taam kendisi de vücud-u nebatiden hayat-ı insaniye tabakasına çıkıyor, terakki ediyor."

"Aynen öyle de şu mevcudat zeval perdesinde saklandıkları vakit; onların yerinde her birisinin pek çok tesbihatı baki kalmakla beraber, pek çok esma-i İlahiyyenin de nukuşlarını ve mukteziyatını o esmanın ellerine bırakır. Yani bir vücud-u bakiyeye tevdi’ ederler, öyle giderler."

"Acaba fâni ve muvakkat bir vücudun gitmesiyle onun yerine bir nevi bekaya mazhar binler vücud kalsa; denilir mi ki, ona yazık oldu veyahut abes oldu veyahut şu sevimli mahluk neden gitti... şekva edilebilir mi?"

"Belki onun hakkındaki rahmet, hikmet, muhabbet öyle iktiza ediyorlar ve öyle olmak gerektir. Yoksa bir tek zarar gelmemek için, binler menfaati terketmek lazım gelir ki; o halde binler zarar olur. Demek; Rahîm, Hakîm ve Vedud isimleri; zevale ve firaka muarız değiller, belki istilzam edip iktiza ediyorlar." (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Makam.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...