"Arkadaş! Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça hakikat güneşinin görünmesine mâni' bir hicab olur. Evet, müşahedemle sabittir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça hakikat güneşinin görünmesine mâni' bir hicab olur. Evet müşahedemle sabittir ki; kat'î, yakînî bürhanlar ile deliller dolu olan büyük bir kalede, küçük bir taşta bir zafiyet görünürse, o kör olası nefis o kaleyi tamamen inkâr eder. Altını üstüne çevirir. İşte nefsin cehaleti, hamakati, bu gibi insafsızca tahribattan anlaşılır."(1)

Nefsin mahiyetinde, küçük bahanelerle ve basit sebeplerle hakikati görmezlikten gelmek vardır. En büyük hakikat, şu muhteşem âlemi birinin yarattığı ve en mükemmel şekilde tanzim ettiğidir. Her şey hikmetli olarak yaratılmış ve bu hikmetli varlıkların bir araya gelmesiyle, bu kâinat milyonlarca çeşit meyve veren harika bir ağaç şeklini almıştır.

Kâinat ağacının da onun en mükemmel meyvesi olan insanın da her şeyi manalı ve hikmetlidir. İşte nefis bu büyük hakikati âdi bahanelerle görmek istemez. Bir varlıkta, kendi aklınca bir noksanlık veya hikmetsizlik görse bütün bir âlemin hikmetsiz olduğunu iddia edecek kadar ileri gider. Bu ise küçük bir taştaki zafiyetten dolayı kalenin inkâr edilmesi gibidir.

İnsan, her varlığın bütün hikmetlerini bilemez. Daha düne kadar ısırgan otu faydasız ve zararlı addedilirdi; şimdi ise ilaç sanayiinde kullanılması konusunda çalışmalar yapılıyor.

Nefsin bu körlüğü insanları değerlendirmesinde de kendini gösterir. Uhuvvet Risalesi’nde güzelce izah edildiği gibi, bir mü’minin imanı Kâ’be hürmetinde, İslamiyet’i Uhud dağı azametinde olduğu halde, nefis, o insanın işlediği küçük bir kusuru bahane ederek bu büyük hakikatleri görmez ve ona düşmanlık eder.

Bu vesileyle, Üstad Hazretlerinin verdiği şu harika misali hatırlayalım:

“Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenâtı örter, unutur, mü’min kardeşine adâvet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat âleti olur."(2)

Garaz; kötü niyet, kin ve düşmanlık gibi manalara gelmektedir.

Zulüm ve garazın olduğu yerde; hak ve adalet olmaz. Meselâ; bir mü’minin yüzlerce hasenesi ve güzel sıfatları yanında, bir kaç yanlışı ve kötü vasıfları varsa; garaz ve zulüm damarıyla hareket edenler, onun bütün iyiliklerini ve güzel sıfatlarını görmez ve örterler.

Art niyetli ve peşin hükümlü biri sevmediği insana güzel gözle bakamaz, ondaki güzel hasletleri görmez ya da görmek istemez. Ondaki çakıl taşı gibi ehemmiyetsiz hatalarını ise dağ gibi görür. “Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenatını örter."

"Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hata görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir.” (Barla Lahikası)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre'nin Zeyli.
(2) bk. Lem’alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...