"Bazen bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebep olur. Ve keza, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihatasızlığı da inkâra sebep olur." Bu cümleleri açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada geçen, "şiddetli muhabbet" ifadesinden kastedilen mana, vasatın üstünde olan, ifrata varmış, ölçüsü kaçmış bir muhabbet demektir.

Mesela, Hazreti İsa (as)’a olan muhabbet şiddetli muhabbet cinsindendir. Yani müfrit sevgi inkara varmıştır ve sahibini ateşe atmıştır. Yoksa, hak ölçüler içinde ve vasat dairede ne kadar şiddetli seversen o kadar kamil olur. Yine Alevilerin Hazreti Ali’ye (ra) olan muhabbetleri vasattan çıkıp ifrata girdiği için bir kısım Rafiziler onu İlahlaştırarak dinden ayrılmışlardır. Öyle ise Allah’tan başka hiçbir şeyi ifrata gidip tapacak kadar sevmemeliyiz. İşte böyle haktan çıkmış ve ifrat olan bir sevgi küfür ve inkar olur. Yoksa hak ölçüler içinde ne kadar şiddetli muhabbet olsa o kadar iyidir.

Şiddetli muhabbetin bir başka boyutu ise, mecazilikten kaynaklanan umutsuz ve karşılıksız sevginin kin ve inkara dönüşmesidir. Kişi sevdiği şeyi ele geçiremez, ele geçirse fani olduğundan muhafaza edemez. Bu yüzden sevgisi nefret ve adavete inkılap eder, nefret ve adavet ise inkara götürür. "Ayının ulaşamadığı üzüme koruk demesi" gibi.

Şiddetli hafv, yani korku da aynı muhabbet gibidir. Umutsuz ve zalimane bir korku insanı inkara sevk eder. Allah’ın rahmetinden umudunu kesmiş ve korku üzerine gidenlerin de en son varacağı nokta inkardır. Allah’tan bir zalim gibi korkmak ile celal ve azametinden korkmak ve onun rahmetine atılmak farklı şeylerdir. Allah’tan zalimane korkmak, ifrat olan şiddet kapsamına girer ve sonu inkardır. Zaten Kur’an bunu “Allah’tan ancak kafirler umudunu keser.” ayeti ile ilan ediyor.

İnsan, kavramadığı, idrakinde güçlük çektiği bir şeyi inkar etmeye meyillidir. Akıl, bir şeyde ihata edemiyor, o şeyin mahiyetini idrak edemiyorsa, inkara gider. Bu yüzden Kur’an, derin ve müşkül imâni konuları temsil ve teşbihlerle akla takrip ediyor. İnsanın idraki için en keskin ve tesirli temsilleri getiriyor. Allah’ın azamet ve kibriyasına Kur’an dürbünü ile bakmayan nazarlar, azameti ihata ve idrak edemedikleri için, inkara sapıyorlar. Salt akıl, azim meselelerin altında eziliyor, tahammül edemiyor. Ama o azametli meseleleri, vahiy kantarının üstüne atsa, yükünü o çeker, sefasını akıl sürer. Yoksa, sonu inkardır.

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebep olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihâtasızlığı da inkâra sebep olur."

Risalelerde, bu meseleye bir dünya güzelinin huzurundan kovulan bir kişinin, ona "çirkin" demekle kendini teselli etmeye çalışması misâl olarak gösteriliyor.

Bazen şiddetli korkunun da inkâra sebep olabildiği İkinci Lem’ada izah ediliyor. Kızgın demire elini dokunduramayan insan, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir cehennemde ebediyen kalmayı düşününce, ya tövbe ederek isyan ve haram yolundan vazgeçecek, yahut cehennemin olmamasını temenniye başlayacaktır. Bu temenni cehennemi inkârın ilk ve önemli bir adımdır. Nefsin ve şeytanın böyle bir insanı aldatması ve ona cehennemi inkar ettirmeleri çok kolay olur.

Gayet azamet ve aklın ihatasızlığının inkâra sebep olması, Nurlarda “istibâd” hastalığı olarak nazara verilir. Bu hastalığın temelinde insanın kendi aklını ölçü kabul etmesi, bu sınırlı akılla sonsuzu kavrayamaması ve şu âlemdeki sonsuz işlerin sonsuz bir kudret tarafından gayet kolay icra edildiğini aklına sığıştıramaması, böylece inkâr yoluna girmesi yatar.

İstib’ad hastalığının yâni akıldan uzak görüp inkâra sapma sapıklığının en büyük ilacı tekbirdir.

Üstat Hazretleri tekbir hakkında, “Marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyasının mücmel ünvanıdır.” buyuruyor. Yâni, Allah’ın zâtının kemâlini idrakten âciz olduğumuz gibi sıfatlarının kemâlini de idrakten âciziz. O sıfatların tecelli ettiği bu muhteşem âlemin de nasıl gayet kolay bir şekilde sevk ve idare edildiğini idrake de gücümüz yetmiyor. İşte bu âcizliğimiz bizi tekbire götürür. Yâni bu akıl almaz işleri yapan Allah’ın büyüklüğü, bu işlerin çok ötesindedir. Böyle milyonlarca daha âlemler yaratsa yine hepsini bir tek atom gibi kolay idare eder. O’nun sonsuz kudreti bizim düşüncelerimizin ve hayallerimizin çok ötelerinde büyüktür.

Allah’ın külli iradesinin azameti de bizim cüz’i irademizle bilinmekten münezzehtir. Hadsiz işleri birlikte irade eden o İlâhî sıfatı da biz ne kadar büyük bilsek o sıfat sizim bildiğimizin çok ilerisinde büyüktür.

“Daha büyük, en büyük” ifadelerini başka kudret ve iradelerle mukayese mânasında değil, Nur’larda belirtildiği gibi, “mümkün hallerin çok ötesinde büyük” mânasında anlamamız gerekiyor.

Bir zamanlar “Gözümün görmediğimi inanmam.” diyorlardı. Ama aynı adamlar, yer çekimine, akla, ışınlara inanıyorlardı. Şimdi de bir kat daha aşağı inerek, “Aklımın almadığına inanmam.” diyorlar. Gözün görmediği çok âlemler bulunduğu gibi aklın almadığı nice hakikatler, ilimler, teknolojik gelişmeler de var. Aklı esas alan bir kimse bunların hepsini inkâr etmeye mecbur kalır.

İlkokul çocuğuna yüksek matematik anlatıyorsunuz. "Akım almadı, büyüyünce belki anlayabilirim.” diyor. “Benim bu ilmi aklım almadı, böyle bir ilim yoktur.” demiyor.

Mantıkça bu ilkokul çocuğundan gerilerde kalmak ileri yaştaki adamlara hiç yakışmıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

selma23

Allah razı olsun

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
taner_tonkur
ALLAH C.C RAZI OLSUN
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Lazgin
Ama o şiddetli muhabbet Hz İsa yı inkar ettirmiyor ki tevhidi inkar ettirmiş ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Hazreti İsa (as)'a ilah nazarı ile bakmak onu inkar etmek anlamı taşır. Çünkü Hazreti İsa (as) resuldür İlah demek risaleti inkar etmek demektir. Kuru şahsını kabul etmek iman için yeterli değildir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...