Bediüzzaman Said Nursi'nin heykellere karşı bakış açısı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

HEYKEL, taş, tunç, mermer ve pişmiş toprak gibi dayanıklı maddelerden yapılmış insan ya da hayvan görüntüsü, simgesi.

Kur'an, Hz. İbrahim (a.s.)'ın put ve heykelleri kırdığını anlatmaktadır. Rasulullah (a.s.m.)'da Mekke'nin fethinde Kâbe'nin içinde, çevresinde ve Safa ile Merve tepeleri üzerinde bulunan putları (heykelleri) kırıp temizletmiştir.

Rasulullah (asm)'dan gelen hadisler heykel (suret) yapmayı yasaklamaktadır. Bu konuda gelen haberler tevâtür derecesine ulaşacak kadar çoktur.

Bediüzzaman'ın heykeller konusundaki kanaati Kur'an ve sünnetten başka bir şey olamaz. Bu hususta bize ulaşan hatıra kayıtları çerçevesinde cevap verilebilir. Şöyle ki:

Bediüzzaman'la birlikte İstanbul'da İngilizlere karşı "Hutuvât-i Sitte"yi neşreden ve bilâhare de Bedîüzzaman'ın emriyle Ankara'ya Milli Hükümeti desteklemesi için gelen ve Ankara'da Van mebusu olarak Meclis'e giren Tevfik Demiroğlu, Bediüzzaman'in Mustafa Kemal Paşa'yla aralarında heykel konusunda geçen sözlerini şöyle anlatır:

"Üstad'ı Ankara'da son olarak, istasyonda Paşa ile konuşurken gördüm. Ben yanlarındaydım. O zaman Mustafa Kemal Paşa'nın Sarayburnu'na heykelinin yapılması düşünülüyordu. Buna karşılık ilk olarak Sokulluların adamı olan, sarıklı avukatlardan Abdünnafî Efendi karşı çıktı. İstanbul'dan Ankara'ya telgraflar çekti. "Hilâfet merkezine heykeller dikilmez.” diye...

Orada (İstasyonda) Üstad, Paşa'ya: “Paşa, biz sana heykel dikmen için yardım etmedik..." dedi. İstasyonda ben duydum. Paşa cevap vermeden yürüdü. Ertesi günü de duyduk ki, Üstad Van'a gitmiş." (bk. Tanıyanların Dilinde: TEVFİK DEMİROĞLU.)

Abdülğani Ensarî Efendi bir hatırasını da şöyle anlatmıştır:

M. Kemal Paşa heykelini yaptırmaya ilk teşebbüs ettiği sıralarda, Bediüzzaman Hazretleri ona hitaben uzun bir mektub yazdı ve Paşa'nın yaverine verdi, ona vermesini söyledi. O mektubu ben de görmüş, çok korkmuştum. Hatırımda kalan birkaç cümlesi şöyle idi:

"Nasıl ki insanın avret yeri mestûr olduğu zaman, sair insan ve mahlukat görmezler. Amma eğer bir insan, bilerek ve kasten avret yerini açar, dolaşırsa; o zaman herkese maskara olur. Aynen öyle de bu sanem ve heykel dahi, Âlem-i İslam'ın bin seneden beri bayraktarlığını yapmış olan bu milleti temsil etmediği gibi, gayet ahmak ve divane birisinin avret yerini açarak halka teşhir eder misüllü bir hamakat ve maskaralıktır. Bu millet için yapılacak heykel; yol, köprü, mektep vesaire gibi hizmetlerdir."

Dostları Üstad Hazretlerine Ankara'da kalması için çok ısrar etseler de o gitme fikrinde kararlıydı. Sefer hazırlıklarını yaptıktan sonra ayrılmak üzere Ankara istasyonuna geldi. Orada büyük bir topluluk onu beklemekteydi. Bu arada evi istasyona yakın Malum Paşa'da Hz. Üstad'ı uğurlayanlar arasındadır. Son görüşmelerinde Paşa, Bediüzzaman'dan heykeller hakkındaki fikrini sorar. Bediüzzaman Hazretleri de:

"Büyük Kur'an'ımızın bütün hücumu heykelleredir. Müslümanların heykelleri ise; hastahaneler, mektebler, yetimleri koruyan yurtlar, mabedler, yollar gibi abideler olmalıdır." diye cevab verir. (bk. BADILLI, Mufassal Tarihçe-i Hayat, I, 574)

Ayrıca Risale-i Nur'da geçen bilgilere göre heykeller, putlar gibi habis ruhları celbederler. Hem de riya ve gösteriş olduğu için nefsani, hevai görülmüş ve hoş karşılanmamıştır.

"Memnu' heykel, suretler: Ya zulm-ü mütehaccir, ya mütecessid riya, ya müncemid hevestir.
Ya tılsımdır: Celbeder o habîs ervahları."
(Sözler, Lemeat)

"Hem meşhurdur ve hadis imamları tahric ve kabul ettikleri Hazret-i Hâlid İbn-i Velid vak'asıdır ki: Uzza denilen sanemi tahrib ettikleri vakit, siyah bir kadın şeklinde, o sanem içinden bir cinniye çıktı. Hazret-i Hâlid, bir kılınç ile o cinniyeyi iki parça etti.

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o hâdise için ferman etmiş ki: "Uzza sanemi içinde ona ibadet ediliyordu, daha ona ibadet edilmez." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Beşinci İşaret)

Ayrıca bazı eşhasların rububiyet iddiası için heykellerine serfüru ettirdiği malumdur. Onun için Bediüzzaman şiddetle heykellere karşı çıkmıştır.

"Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi Rububiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir."
(Şualar, Beşinci Şua)

"Sanemperestliği şiddetle Kur'an menettiği gibi, sanemperestliğin bir nevi taklidi olan suret-perestliği de meneder.

Medeniyet ise, suretleri kendi mehasininden sayıp Kur'ana muaraza etmek istemiş.

Halbuki gölgeli gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevaya, hevesi kamçılayıp teşvik eder." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz)

İlave bilgi için tıklayınız:

- Bir hadiste: "Şu resimleri yapanlar kıyamette kendilerine, yaptığınızı canlandırınız, denilerek cezalandırılacaklardır." buyruluyor. Ancak evlerimizde Bediüzzaman'ın resimleri bulunabiliyor. Resimlerini yapmak ve asmak konusunu açar mısınız?

- İslam’da heykelin yasaklanmasındaki hikmetler. (Video: Dr. B. SABAZ)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şeref askar

ağabeyler anlatıyor  5/ ömer özcan


Ticaniler 1940'ların sonuna doğru ortaya çıktılar. Heykelleri kırıyorlardı. Onların yaptıklarına karşı Üstad şöyle dedi:

"Kardeşim! Ben bir emir versem, Türkiye'deki bütün heykelleri kırdırırım. Ama bu heykellerin bize bir zararı yok. Biz asıl kalplerdeki heykelleri kıralım.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...