Üstad “hakikat usandırmaz” dediği halde, neden burada “bu hikmet kâfi gelmedi” diyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Bu defa mezkûr iki hikmet kâfi gelmemeye başladılar, noksan kaldılar. Gayet merakla ayrı bir hikmeti aramaya ve taharrîye başladım."(1)

Bir hakikatın usandırması, artık bıkkınlık vermesi anlamına gelmektedir. Fakat Üstadımızın "bu hakikat kâfi gelmemeye başladı" dediği mesele bıkkınlık değil, bu hakikatın arkasında gizlenmiş ve keşfedilmeyi bekleyen hakikatlere olan aşk ve şevktir. Binbirlikler perdeler içerisinde sarılı bir gül goncası hükmündeki Kur'an'ın ve kâinatın sırları, elbette kabiliyeti ve iştahı olan insanları her zaman yeni şeyleri bulmaya ve keşfetmeye teşvik olur. Böyle bir fikir yolculuğunun ana sebebi, ilk mertebeden gelen bir usançtan ziyade, yeni mertebeye uruç etmenin aşkı ve şevkidir.

"O zaman hakikaten doksan kitabı hafızama almıştım. Her gece hafızamdakileri üç saat tekrar etmekle; üç ayda bir, bu kitabların tekrarını yaparak devrini bitiriyordum. Cenâb-ı Hakk’a şükür kardeşlerim, bütün o mahfuzâtım, Kur’ân’ın hakâikıne çıkmak için bana basamak oldular. Sonra Kur’ân’ın hakaikıne ulaştım, çıktım, baktım ki; her bir ayet-i Kur’âniye kâinatı ihatâ ediyor gördüm. Artık ondan sonra başka bir kitaba ihtiyacım kalmadı. Kur’ân bana kâfi, vafi geldi...”(2)

Bazı hakikatler usandırabilir. Üstad'ın "hakikat usandırmaz" ifadesi genel / mutlak olmadığını düşünüyoruz. Özellikle uzun yıllar aynı mana ile yaşayanlar, bir müddet sonra o mananın kâfi gelmediğini hissedecektir. Binaenaleyh Üstad Bediüzzaman gibi bir şahsiyet bunu hissetmiştir.

"Şu gaye bir sene bana kâfi geldi..."
"...Şu gaye hayli zaman bana kâfi geldi."(3)

Büyük zatlar her zaman kendilerni yenilerler. Sürekli bir tefekkür ve teemmül neticesinde bir konuda her okuyuşta, yeni fikirler ve manalar özellikle hikmetler keşfetmişlerdir. Her okunduğunda yeni bir şekilde ilk kez okumuş gibi olabiliyorlar.

Kur'an'ın bazı meziyet ve hasiyetleri Risale-i Nur'da vardır. Madem "Zaman ihtiyarlandıkça, Kur'an gençleşiyor; rumuzu tavazzuh ediyor." Aynen öyle de Kur'an'ın bir aynası olan Risale-i Nur'un da manaları ve hikmetleri gençleşecek ve artacaktır.

Eskiden bir kardeşimiz bana demişti: "Ben, otuz defa Onuncu Söz'ü okuduğum halde, yine tekrar ile okumasına iştiyak ve ihtiyaç hissediyorum." Ve bundan bildim ki; Kur'anın mümtaz bir hâssası olan usandırmamak, Kur'an hakikatlarının bir ma'kesi, bir âyinesi, bir hakikatlı tefsiri olan Nur Risalelerine de in'ikas etmiş bulunuyor.(4)

"Re'fet Bey'in mektubunda dediği gibi, 'Risale-i Nur'un en bâriz hâsiyeti, usandırmamak. Yüz defa okunsa, yüz birinci defa yine zevkle okunabilir.' diye pek doğru demiş."(5)

Bazı hakikatler, daha ulvi ve yüksek hakikatlere merdiven olabilir. O cihetle bir hakikat veya hikmet kafi gelmemişse, o hikmet unutmak veya önemsememek değil de o hikmet üzerinden yeni hikmetler öğrenmeye basamak yapılmalıdır. Nitekim Üstadımız Yirmi Dördüncü Mektub ve Otuzuncu Lem'anın Altıncı Nükte'sinde bunu yapmıştır.

Şöyle bir yorum da yapılabilir:

Hakikat ve hikmet farklıdır. Namaz kılmak bir hakikattir. Usanç vermez vermemelidir. Ama namaz kılmanın bir hikmeti zamanla kâfi gelmeyebilir. Özellikle zamanın değişmesiyle hikmetler değişebilir. Daha zamana uygun hikmetler keşfedilebilir.

Hz. Ali nispet edilen bir söz "Bedenler usandığı gibi kalpler de usanır. Onun için yeni hikmetler arayın " der.

Ayrıca bir hakikat ihtiyaç hissedildiğinde ekmeğin ve suyun usandırmaması gibi hakikat de usandırmaz. Çünkü bedenin değil kalbin ve ruhun gıdasıdır. Daha fazla iştiyak verir. Ayrıca daha farklı iman hallerine ve derecelerine vesile olur.

"Üçüncü keramet-i Kur’âniye: Bunların okunması dahi usanç vermiyor. Hususan ihtiyaç hissedilse, okundukça zevk alınıyor, usanılmıyor."(6)

"Evet kardeşim, o risaleler Kur'andan alındığı için kut ve gıda hükmündedir. Her gün ihtiyaç gıdaya hissedildiği gibi, her vakit bu gıda-yı ruhanîye ihtiyaç hissedilir. Senin gibi ruhu inkişaf edip, kalbi intibaha gelen zâtlar okumaktan usanmaz. Bu Kur'anî risaleler, sair risaleler gibi tefekküh nev'inden değil ki, usanç versin. Belki tagaddidir."(Barla L, 335)

هُوَ الْمِسْكُ مَا كَرَّرْتَهُ يَتَضَوَّعُ / "O misk gibidir, karıştırıldıkça kokususu yayılır, parlar."

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte.
(2) bk. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, I, 148.
(3) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam.
(4) bk. Tarihçe-i Hayat, Afyon Hayatı.
(5) bk. Kastamonu, 135. Mektup.
(6) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele Olan Üçüncü Risale.
(7) bk. Barla Lahikası, 261. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...