"Belki yalnız o defter, o kâtibin yazı kaleminin ucu ile teması var..." İzah ederek temsilin hakikatteki karşılığını açıklayabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Diğer adam der ki: Bu mizanlı ve nizamlı, gayet sanatkârane nakışlar, kati bir surette, bir irade ve ihtiyar ve kasd ve meşieti iktiza eder. İradesiz bir cilve, ihtiyarsız bir tezahür olamaz."

"Evet, tavusun mahiyeti güzel ve yüksektir; faili ile hiçbir cihette ittihad edemez. Ruhu güzel ve âlidir, fakat mucid ve mutasarrıf değil, belki ancak mazhar ve medardır. Çünkü her bir tüyünde, bilbedâhe, nihayetsiz bir hikmetle bir san'at ve nihâyetsiz bir kudretle bir nakş-ı ziynet görünüyor. Bu ise iradesiz, ihtiyarsız olamaz. Bu kemal-i kudret içinde kemal-i hikmeti ve kemal-i ihtiyar içinde kemal-i rubabiyeti ve merhameti gösteren sanatlar, cilve milve işi değil. Bu yaldızlı defteri yazan kâtip onun içinde olamaz, onunla ittihad edemez. Belki, yalnız o defter, o kâtibin yazı kaleminin ucuyla teması var. Öyle ise, o kâinat denilen misali tavusun harikulade ziynetleri, o tavus Hâlikının yaldızlı bir mektubudur." (Lem'alar, Dokuzuncu Lem'a.)

“Belki, yalnız o defter, o kâtibin yazı kaleminin ucuyla teması var.” Bu cümle Allah ile mahlukat arasındaki yaratma-yaratılma ilişkisine işaret ediyor. Yani bütün mahlukat defter ile ifade edilirken, Allah da o defteri yazan kâtip ile ifade ediliyor.

Benzerlik veya benzer olma açısından kâtip ile defter arasındaki tek ilişki yaratılmadır. Yani kâtip ile defterin ihtilatı, birbiri ile iç içe geçmesi, birbirine benzemesi ve birbiri ile hemhal olması mümkün değildir. Mesela kâtip bir ilme ve konuşma vasıfına sahip iken, defterde bu hususiyet bulunmaz.

Kâinat defteri de Allah’ın kudret kalemi ile yazılmıştır. Kâinatın Allah ile ihtilat etmesi yani karışması, birbiri ile iç içe geçmesi, birbirine benzemesi, birbiri ile hemhal olması mümkün değildir. Allah kâinatı sonsuz kudreti ile yaratır, o kadar. Bundan ötesini iddia etmek küfür ve şirk olur.

"... Onun benzeri yoktur. O, her şeyi işitici ve görücüdür." (Şûra, 42/11)

Felsefi bir akım olan monizm ve panteizm defter ile kâtibin aynı olduğunu iddia ederek, varlığı kendinden olup ezelî ve ebedî olan Allah’ı inkâr ediyorlar. Maddeyi ilahlaştırarak; “Varlık tektir, o da maddedir.”, deyip, dalalete sapıyor ve şirke giriyorlar.

Oysa İslam’ın tevhit anlayışında Allah kâinatı yoktan var etmiştir. Cenab-ı Hak, yoktan var edilen bütün bu yaratılanlardan münezzeh ve mukaddestir. Kâinatı Allah’ın bir parçası, bir cevheri ve bir sıfatı olarak görmek ve öyle itikat etmek küfürdür. “Cenab-ı Hakk'ın mahiyeti her şeye mübayindir.” Yani Allah yaratmış olduğu hiçbir şeye benzemez ve onlardan münezzeh ve mukaddestir. Bu husus “Muhalefetün lil-havâdis” olarak ifade edilir.

“Muhalefetün lil-havâdis”; Allah'ın yaratmasıyla varlık sahasında boy gösteren hiçbir varlık, hiçbir cihetle ona benzemez ve o, bütün bunlara muhaliftir demektir.

Allah ne zatında ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzemez. Biz Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, o, hatır ve hayalimize gelenlerin hepsinden başka ve farklıdır. Çünkü hatıra gelenlerin hepsi hâdis, yani, sonradan yaratılmış, yok iken var edilmiş şeylerdir.

Cenab-ı Hakk’ın zatı bütün zatlara muhalif olduğu gibi, sıfatları da mahlukatın sıfatlarına muhaliftir. Allah hem zatı, hem sıfatları hem fiilleri hem de icraatı bakımından bütün mahlukata muhalif olmakla misilsizdir.

Allah’ın varlığı vacib, kadîm ve bakidir. O her şeyden müstağni, her türlü noksan sıfatlardan mukaddes, bütün kemal sıfatlarla muttasıftır. Şübhe yok ki, böyle yüce bir zat, yok iken sonra var olan, sonra da tekrar zeval bulan varlıklara benzemez.

Allah Kadim’dir, mahlukat ise hâdistir; yani sonradan yaratılmışlardır. Allah Baki’dir, mahlukat ise fânidir. Allah’ın sıfatları mutlaktır, kayıt altına alınamaz. Mahlukatın ise bütün sıfatları sınırlı ve kayıtlıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...