"Bence en müthiş maraz asabîliktir. Zira her şeyi haddinden geçirmekle aksülâmel yaptırır." Burada bahsi geçen “asabilik” ne anlamda kullanılmıştır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ben zannederim ki, bu milletin perişaniyetine, fazla cehaletten ziyade, nur-u kalb ile müterafık olmayan fazla zekâvet-i betrâ tesir etmiştir. Bence en müthiş maraz asabîliktir. Zira her şeyi haddinden geçirmekle aksülâmel yaptırır."(1)

"Asabe" fiili Arapça olup (Sad) ve (Be) kökünden gelip sinir veya kas lifi sözcüğünden alıntıdır عصبى. Asabe, kelime manası itibarıyla vurmak, sıkmak, kasmak, sarmaşık gibi iç içe geçmek fiilinden türetilmiştir. Sinir sistemi, insanın his, sevk ve dahil ve hariç irtibatını sağlayan ağ, tutan sarmalayan demektir. Kas anlamında ise, insanın kuvvetini ve kudretini temsil eden, bu özelliği dışa yansıtan, aynı zamanda iskelet sistemini içten ve dıştan sarıp sarmalayan anlamına gelmektedir. Bu sebeple asabiyet sinir sistemi ve kas sistemi demektir. Özelliğini mezkur mahiyetten alan asabiye terimi; insanı sarıp sarmalayan, onun görünüşüne sebebiyet veren, takaddüm ve üstünlüğünü gösteren, ırk, kabile, dava, fikir, servet ve devlet gibi, uğruna feda edilen mahiyetlere de asabiyet tabir edilebilir. Ancak bu kelime tarihte, sosyolojide ve ilmi literatürde kabile, sülale ve ırkçılığın öne çıkarılması ve bayraklaştırılması olarak kullanılmıştır.

Asabi olan, yani sistemi harab olan adam, duyguları ve hakikatleri algılayamayıp, hâl ve davranış bozukluğu gösterip, varlık amacından sapmalar yapar ve bunun tedavisi çok zor ve müşküldür. Her hasta, hasta olduğunu bilir, kendisi bizzat doktora gidebilir. Fakat hastalık asabi oldu mu, o asabi hasta olduğunu bilmez, onu bir başkası doktora götürmelidir.

Aynen bunun gibi, ırkçılığa da bu mahiyet sirayet ederek, meşum ve menhus bir canavar olur. Nâmeşru bir gurur ve zevkle amacından saptırır. hakikatları ve mukaddesatı heder eder veya kendine hizmetkar yapar.

Sualde sorulan asabiyet hastalığı, şahıslar bazında kendine yönelik, kendi menfaati merkezli çalışmak, başkalarının hakkını, hukukunu gözardı ederek nev-i şahsına münhasır bir mahiyet arz ederek, yaratılış amacından sapma yaparak, egoist bir yapıya girmektir.

Asabiyet sosyolojik açıdan ve toplumsal bakıldığında ise, o zaman da ırkçılık olarak öne çıkmaktadır. Ve her şeyi bu algıya hizmetkar ederek, birbirlerini yutma ve kullanma merkezli bir frenk illeti hastalığıdır.

Hakikaten o asır ırkçılık asrıydı. Batı insanlığı kolay idare etmek için, bu hastalığı İslamlar içine atarak, tüm dünyayı bu hususta rekabete sokmuş ve parçalamıştır.

Atomların küçük küçük cazibe ve dafia kuvvetleri bir araya gelerek, yıldızların ve kürelerin büyük ve külli çekim ve itim gücünü husule getirdiği gibi, dinsiz batı ve ecnebiler, her insandaki gurur ve enaniyetten neşet eden küçücük asabiyetleri tahrik ederek, onların bir araya gelmesinden büyük ve dehşetli ulusçuluk ve ırkçılık kuvvetini ve hastalığını geliştirmiştir.

Bugün de o ruh, maddeyi ve kapitali öne çıkarıp, onda menhus bir kuvvet ve zevki öne çıkararak o asabiyeti başka bir şekle sokmuştur.

Muazzez Üstadımızın nazara verdiği, korktuğu ve çok tehlikeli bulduğu Müslümanların ve Osmanlı'nın sonunu ve yıkımını hazırlayacak olan asabiyeti, ırkçılık olarak değerlendirip, müteyakkız olmamızı istiyor.

Asabiyetin ırkçılık olarak İslam'da ve dinimizdeki karşılığı "Hamiyet"dir

Hamiyet, asabiyetin zıttıdır. Hamiyet, fazilet merkezlidir. Hamiyet; muhabbet, hürmet ve merhametin neticesidir. Aksi olursa sahtekarlıktır. Asabiyetten nefret hamiyetten fazilet ve muavenet zuhur eder.

Asabiyet her şeyi menfaat ve tahribe alet ederken, hamiyet her şeyi hatta ırkları ve şahısları dahi kendisine feda ettiren, bir fazilet tezahürüdür.

İşte Üstadımız Müslümanların bu asabiyet damarından, ehl-i dalaletin dehşetli bir şekilde istifade edeceğini ve onu hamiyetleri uğruna değil de kendilerine tabi tutarak, menfi manada istimal edip, meşum bir zevke ve gurura sevk ederek parçalayacaklarını haber vermektedir.

Cümlenin devamında Üstadımız: "Zira her şeyi haddinden geçirmekle aksülâmel yaptırır." diyerek Irkçı insanların hak ve adalet hududunu çiğnediklerini ve böylece aksülamel ettiklerini ifade eder. Evet,

"Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takip etmediğinden, zulmeder, adalet üzerine gitmez. Çünkü, unsuriyetperver bir hâkim, millettaşını tercih eder, adalet edemez."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sünuhat.
(2) bk. Mektubat, On Beşinci Mektub.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...