"Bütün yeryüzünde bir vüsat-i mutlaka içinde bir icat, bir tasarruf, bir faaliyet var. Hem o vüsat içinde bir sürat-i mutlaka ile işleniyor. " İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evet, görüyoruz ki, bütün yeryüzünde bir vüs’at-i mutlaka içinde bir icad, bir tasarruf, bir faaliyet var. Hem o vüs’at içinde bir sür’at-i mutlaka ile işleniyor. Hem o sür’at ve vüs’atle beraber bir suhulet-i mutlaka ile yapılıyor. Hem o sür’at ve vüs’at ve suhuletle beraber, teksir-i efradda bir sehâvet-i mutlaka görünüyor..." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam)

“Evet, görüyoruz ki, bütün yeryüzünde bir vüs’at-i mutlaka içinde bir icad, bir tasarruf, bir faaliyet var."

Mutlak bir genişlik içinde icat, tasarruf ve faaliyette bulunmak ancak sınırsız bir ilim, irade ve kudret ile mümkün olabilir. Çünkü sınırlı bir ilim, irade ve kudret o mutlak genişliğe yetemez. O geniş dairenin her tarafında tasarrufta bulunamaz.

"Hem o vüs’at içinde bir sür’at-i mutlaka ile işleniyor."

Mutlak bir genişlik içinde mutlak bir hızlılık var ki bu birbirine zıt iki durumdur ve bu yine sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir. Daire genişledikçe hız düşer iki zıddı bir arada götürebilmek ancak sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir.

"Hem o sür’at ve vüs’atle beraber bir suhulet-i mutlaka ile yapılıyor."

Daire hem geniş olacak hem işler hızlı görülecek hem de mutlak bir kolaylıkla yapılacak bu yine sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir. Genişlik, hız ve kolaylık birbirine zıt şeylerdir yani daire genişledikçe hız düşer işler zorlaşır. Bu üç zıddı bir arada yapabilmek ancak sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir.

"Hem o sür’at ve vüs’at ve suhuletle beraber, teksir-i efradda bir sehâvet-i mutlaka görünüyor."

Hız, genişlik ve kolaylıkla beraber fertlerin çoğaltılmasında ve çokça yaratılmasında mutlak bir bolluk ve cömertlik görünüyor. Bu da üçüncüye dördüncü bir zıt ve zorluk katıyor. Yani geniş, hızlı, kolay olmanın yanında bir bolluk işin içine giriyor ki bu da yine sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir. Sınırlı sıfatların bu zıtlıklarla baş etmesi, bu zıtlıkları bir arada cem etmesi mümkün değildir.

"Hem o sehâvet ve suhulet ve sür’at ve vüs’atle beraber, her bir nevide, her bir fertte görünen bir intizam-ı mutlak ve gayet mümtaz bir hüsn-ü san’at ve gayet müstesna bir mükemmelliyet-i hilkat ile beraber gayet sehâvet içinde bir intizam-ı tam var..." (bk. age., a.y)

Genişlik var, kolaylık var, hızlılık var, bolluk ve cömertlik var. Bu zıtlara bir de mutlak bir sistem ve düzen ekleniyor ve bununla da kalmayıp yaratılan her bir şey mükemmel bir sanat ve estetik içinde yaratılıyor. Bu altı zıddı bir arada yapmak ancak sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir.

"Ve o teksir-i efrad içinde bir mükemmeliyet-i hilkat ve gayet sürat içinde bir hüsn-ü sanat ve nihayet ihtilât içinde bir imtiyaz-ı etemm ve gayet mebzûliyet içinde gayet kıymettar eserler ve gayet geniş daire içinde tam bir muvafakat ve gayet suhulet içinde gayet san’atkârâne bedîaları icad etmek..." (bk. age., a.y)

Fertlerin çokça yaratılması değersiz ve sanatsız olmasını gerektiren bir etken iken tam tersi mükemmel bir sanat ve hilkat ile yaratılıyorlar. Bir şeyin çok hızlı yapılması özensiz ve sanatsız olmasını gerektirirken aksine güzel ve özenli olması da ayrıca bir mucizedir.

Eşyanın müthiş bir karışıklık içinde ve iç içe olması, her şeyin birbirine girmesi ve karmakarışık olmasını gerektirirken tam bir imtiyaz ve seçkin olması yine sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilir.

Özetle Allah zıtları cem ederek bu zıtların ancak sınırsız bir ilim, irade ve kudretle mümkün olabilirliğini gözlere gösteriyor ve akıl sahiplerine kainat üzerindeki imza ve mührünü bu yolla ilan ediyor.

"Bir anda, her yerde, bir tarzda, her fertte bir sanat-ı hârika, bir faaliyet-i mu’ciznümâ göstermek, elbette ve elbette öyle bir Zâtın hâtemidir ki, hiçbir yerde olmadığı halde, her yerde hazır, nazırdır. Hiçbir şey ondan gizlenmediği gibi, hiçbir şey ona ağır gelmez. Zerrelerle yıldızlar, onun kudretine nisbeten müsavidirler." (bk. age., a.y)

Allah’ın varlığı zatındandır, vacibdir, ezelî ve ebedîdir. Onun yaratmasıyla yokluktan kurtulup varlık âlemin gelen her şeyin varlığı mümkindir. Mümkin, Allah’ın yaratmasıyla var olduğu gibi, O dilediğinde de varlık sahasından silinir.

Allah’ın bu mümkin varlıklardaki tasarrufu sırf bir emir iledir.

Cenab-ı Hak vacib olan kendi varlığına göre gölge kadar zayıf kalan bütün mümkin varlıklarda son derece kolay tasarruf eder.

Metinde geçen nisbet kelimesi çok ehemmiyetlidir. Zira bazı insanlar birçok hakikatleri kendi güç ve kuvvetlerine, kendi ilim ve iradelerine nisbet ettiklerinde akıllarına sığıştıramaz ve inkâra saparlar. Mesela, bir insan “Cenab-ı Hak sonsuz işleri birlikte nasıl yapmaktadır?” sualinin cevabını ararken kendisinin bir anda iki iş yapamadığını ölçü alırsa, o büyük hakikati idrak edemez ve inkâra sapabilir. Kendi sınırlı kudretini ölçü alarak kâinattaki sonsuz kudret tecellilerine bakmak da insanı aynı hataya götürür.

Allah’ın bütün sıfatları ezelîdir, mutlaktır ve sonsuzdur. İnsanın ise kendisi gibi sıfatları da sonradan yaratılmıştır, hepsinin bir başlangıcı ve sonu vardır. İnsan bu hakikatten gaflet ettiği takdirde çok açık hakikatleri aklına sığıştıramaz ve inkâr yoluna girer.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...