"Ehadiyet sikkelerinden ve Samedaniyet hatemlerinden..." Buradaki "Ehadiyet sikkesi" ve "Samedaniyet hatemi" nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vahid ve Ehad isimleri Allah’ın birliğini ifade ederler. Ancak, Lem’alar’da, Ferd ismi için, “Vâhid ve Ehad isimlerini tazammun eden bir ism-i âzam” denilmektedir. Buna göre Ferd ismi Vahid ve Ehad isimlerinden daha şümullüdür.

Ehadiyet, Allah’ın Zât’ının birliğini, vahidiyet ise sıfatlarının eşi ve benzeri olmadığını ifade eder. Buna göre, Ferd ismi, “zâtında ve sıfatlarında şerikten, eşi ve benzeri olmaktan münezzeh olan yegâne zât” şeklinde tarif edilebilir.

Kâinat sonsuz denecek kadar çok yıldızlardan, sistemlerden meydana gelmekle birlikte, tümü bir tek şeydir. Bu tek şeyin adına kâinat diyoruz ve bunda Ferd veya Ehad isminin bir cilvesini görüyoruz.

Kâinatın bütün neticelerinde de meyvelerinde de ferdiyeti, ehadiyeti görmek mümkün. Bedende vazife gören bütün hücreler ve ruhta cevelân eden bütün latifeler, duygular bir vahdet teşkil etmekte ve bir tek ferd olarak ortaya çıkmaktadır. Böylece biz, tek bir varlık olan bu insanda da Ferd ve Ehad isminin bir cilvesini seyredebiliyoruz.

Keza, güneş sistemi bütün gezegenleriyle bir vahdet teşkil etmişler ve bir tek sistem olarak ortaya çıkmışlardır.

Her ağaç, bütün dal, yaprak, çiçek ve meyveleriyle bir vahdet teşkil ederler ve bir ağaç olarak boy gösterirler. Misâller çoğaltılabilir.

Kısacası, kendisine müstakil bir şahsiyet verilen her şey, Ferd ve Ehad isminin bir cilvesini taşır ve kendisinin bir tek şey olduğunu, ona ait sıfatların yahut onun hizmetine verilen varlıkların başka zâtlara isnad edilemeyeceğini haykırırlar ve Allah’ın ferdiyetini sonsuz dillerle ilân ederler.

Üstadımız Ehadiyeti; Her bir şeyde Cenab-ı Hakk'ın çok esmasıyle tecelli etmesi” olarak izah ediyor.

Samed; "Her şeyin Allah’a muhtaç olması, Allah’ın ise hiçbir şeye muhtaç olmaması" demektir.

İlâhî ilimde takdir edilmiş bulunan mahiyetler, bu görünen âleme gelmek için Allah’ın irade ve kudretine muhtaç oldukları gibi, var olduktan sonra da varlıklarını sürdürmeleri için yine ilâhî rahmet ve inayete muhtaçtırlar. Lakin Allah onları yaratmaya ve varlıklarını devam ettirmeye muhtaç değildir.

Bütün canlıların, organlarından rızıklarına kadar, her türlü ihtiyaçlarını, Allah yerine getirmektedir. Allah, o ihtiyaçları dilerse doğrudan ihsan eder, dilerse bir başka mahlûkunun eliyle gönderir. Her iki halde de hamd ve şükür ancak O’na yapılır ve yapılmalıdır.

İhlâs sûresinde, bu ism-i şeriften önce iki ilâhî isim daha geçer: Allah ve Ehad isimleri. Ve bu isimden sonra Allah’ın ‘doğurmaktan ve doğmaktan’ münezzeh olduğu ifade edilir. Bu hakikatler birlikte düşünüldüğünde şöyle bir mânâ ortaya çıkar: Bütün doğuran ve doğanların her türlü ihtiyaçlarını, ancak Ehad ve Samed olan Allah yerine getirir.

Buna göre her varlıkta, ehadiyet ve samediyet tecellilerinden bir cilve vardır. Ancak bu tecelli hayatta en mükemmel manadadır. Çünkü hayat, bahusus insan hayatı bütün esmanın tecellisine mazhar olması cihetiyle ehadiyete, bütün varlık âlemine muhtaç olması ve varlığını bütün bir kâinatla devam ettirmesi cihetiyle de samediyete en büyük ve en geniş bir aynadır.

Üstad Hazretleri 23. Sözde “Mektûbat-ı Samedaniye tabirini kullanır. İnsandaki bu mektupların her birinin ortaya çıkmaları ve vazifelerini yapabilmeleri için Allah’ın yardımına son derece muhtaç oldukları dersini verir. Samed ismi insanın tüm varlığında tecelli ettiği gibi, her bir azasında, hatta her hücresinde de tecelli eder. Meselâ; göz, insan kitabında bir tek mektup gibidir. Bu mektubun, kendisine yüklenen vazifeyi yerine getirebilmesi için, başta güneş ışığı olmak üzere, bütün ışık kaynaklarına ihtiyacı vardır. Kulağımız ayrı bir mektuptur, işitme hâdisesini tahakkuk ettirebilmesi için havaya ve sesler âlemine muhtaçtır. Ayaklarımız yürüyebilmeleri için yerküresine ve onun muntazam hareket etmesine muhtaç olduğu gibi, midemiz de hazım faaliyeti için rızıklara muhtaçtır.

İnsanın ihtiyaçları ilâhî isimlerin tecellileriyle karşılanmaktadır. İnsan, rızık istiyorsa Rezzak ismine muhtaçtır, şifa istiyorsa Şâfi ismine, mülk istiyorsa Ğanî ve Mâlik isimlerine muhtaçtır. İşte kulun bütün bu maddî ve manevî ihtiyaçlarını, ancak Allah giderebilir. Zira sonsuz sıfatlar O’na ait olduğu gibi, bütün esmâ-i hüsnâ da O’nundur.

Kalp sonsuz ihtiyaç içindedir. Kalbin zahiri bütün kâinata muhtaç olması cihetiyle Allah’ın Samed ismine âyine. Bu kalbin kâinata ve içindeki eşyaya olan ihtiyacını, ancak her muhtacın ihtiyacını gören ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah yerine getiriyor… Samed isminin tecellisiyle...

Kalp bu yönüyle, bir ağaçtan, bir çiçekten pek fazla ileri değil. Onlar da kâinatın her şeyine muhtaç. Onlar da bu ihtiyaçlarının görülmesiyle Samed ismine âyine oluyorlar.

Kalbin bâtınına gelince, Samediyete en büyük âyine o...

"Bâtın-ı kalb âyine-i Samed’dir." (Sözler)

Bu hakikatı: "Kalbler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur" âyet-i kerîmesi ders verir.

Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusu. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile mideninki gıda iledir. Kalp ise ancak Allah’a iman, marifetullah ve muhabbetullah ile tatmin olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...