"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir... Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir." burayı izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazen yapmak ve bazen yapmamak, eğer mûcip bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lazım gelir. Şu ise, usul-ü kelamiyenin en mühim bir esasını hedmeder."
"Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir."(1)
“Tercih bilâmüreccih câizdir ve vakidir.”, ifadesindeki müreccih kelimesi, “tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat manasında kullanılmıştır.”(2)
Mesela; altından yapılmış bir kalemin gümüş kalemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da, altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kalemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer tercih bilâmüreccih muhal olsa, bizim bu iki altın kalemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kalemden birisini cüz-î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir.
Yapılmış, meydana gelmiş şeylerde ise, tercih bilâmüreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir. İşte ilm-i kelâmdaki “tercih bilâmüreccih muhaldir”, ifâdesi bu kısım içindir.
Tercih bilamüreccih caiz olmakla beraber, tereccüh bilamüreccih muhaldir.
Bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yani tercih edici bir sebep veya zat olmaksızın olamaz.
Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Mesela, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yani tercih yapan bir kâtibe delalet eder ve onsuz olamaz.
Aynen öyle de bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allah-u Azîmüşşân’dır. Cenab-ı Hak, kâinatın var olmasını, yoklukta kalmasına tercih etmiştir. Bu -haşa- Allah’ın ihtiyacından değil, onun, lütuf ve kereminden dolayıdır.
Üstad Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:
“Cenab-ı Hakk’ın ef’alinde, tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenab-ı Hakk’ın ihtiyarıdır.”(3)
“Tercih bilamüreccih muhaldir.” kaidesini kelam âlimleri, Allah’ın varlığını ispatta kullanmışlardır. Zira bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması ve varlık âlemine çıkması, yokluğuna tercih edilmiştir. Kâinat bir zamanlar yoktu, sonradan var edildi. Bu tercihin müreccihsiz (tercih edensiz) olması ve kâinatın kendi kendine vücut bulması muhaldir.
Demek, “müreccih” kelimesinin iki farklı manası vardır. Birinci manası “tercih eden”dir. Bu manaya göre, tercih eden (müreccih) olmadan, bir şeyin varlığı, yokluğuna tercih edilemez ve o şey yok iken var olamaz.
“Müreccih” kelimesinin ikinci manası ise, “tercih ettiren sebep, özellik ve üstün sıfattır.” Kelimenin bu manasına göre, tercih ettiren bir sebep (müreccih) olmazsa, tercih caiz olur.
Dipnotlar:
1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas.
2) bk. Taftazanî, Şerh-i Makâsıd, 2/129.
3) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
Esselamü aleyküm abi.Çok ihtiyat ederk yanlış bir şey söylemekten Cenab-ı Hak'kın Merhametine sığınırım. Aciz olan aklım tam idrak edemediği için sizden bunu soruyorum. Tercih bilamüreccih emri itibaride caizdir ve vakidir , bunu anladım. Kişinin iki eşit uzaklıktaki bir şeye meyli daha önceki almış olduğu malumat dahilindedir deniyor. Almış olduğu eğitim, yetişmiş olduğu aile gibi... Ozaman şöyle bir durum meydana çıkmıyor mu? Gayri müslim bir ailede dünyaya gelen birinin ''islamiyete'' ailesinden, yetişmiş olduğu çevreden edindiği malumat ile yönelmesi durumu, müslüman bir ailede dünyaya gelmiş olanınkine nazaran daha zor olmuyor mu? Gayri müslim bir ailede dünyaya gelmek onun tercihi midir? Burası ızdırari kadere giriyor sanırım! Bunu izahı nasıldır?
Çevrenin insan iradesi üzerindeki etkisi mutlak değil nispidir. Zira Peygamberin ailesinden inkar edenler çıkabildiği gibi, en azılı bir kafirin ailesinden de iman edenler çıkabiliyor. Bu sebeple aile eğitimi iradeyi tamamen yok eder denilemez. Geniş bilgi için tıklayınız:
Mekke'de doğan bir çocukla, dünyanın herhangi bir yerinde doğan İslam'dan habersiz bir çocuk, manevi mesuliyet yönünden bir tutulabilir mi?
"Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir."(1)"
Pasajı açıklar mısınız?
Hem son cümlede ne denilmek isteniyor? Buradaki irade insan için mi, Allah için mi kullanılmıştır?
Tereccuh bilâ müreccih muhal ise, yani üstünlük olan bir durum olmadığında tercih muhal ise o zaman biz seçim de yapamayızki? Aynı özellikteki kalemlerden birini nasıl seçeceğiz?
ELCEVAP:Tereccuh bilâ müreccih muhaldir, deniliyor.burada bir seçme yok, sadece müreccihsiz üstünlük yok deniliyor.
Yani bu Üstadın cevabı. Yani müreccih olmadan üstünlük vasfı olmaz, olarak anladım. Burada seçim yok.
Ama tercih bilâ müreccih var. Yani müreccihsiz tercih etme var, seçim var olarak anladım.
"Tereccuh bilâ müreccih muhaldir." ortada bir tercih varsa mutlaka tercih yapan bir irade vardır irade olmadan bir tercihin kendi kendine olması mümkün değildir. Mesela kainatın var olması yok olmasına tereccüh etmiştir kainatı var edende İlahi iradedir. İlahi irade olmaksızın kainatın varlığının yokluğa tereccüh etmesi muhaldir.
Diğerinde ise bir seçim yapabilmek için üstün bir sıfatın olması gerekmiyor irade üstün sıfat olmadan da seçim yapabilir. Mesela iki eşit kalemden birisini insan seçebilir üstün sıfat şart değildir. Allah içinde bu böyledir İlahi irade kainatı bir üstün sıfattan dolayı seçmiş değildir o seçer sonra üstünlük ve fayda gelir. Haşa Allah'ın iradesi bir şeye bağımlı ve bağlı değildir.
"Tereccuh bilâ müreccih muhaldir." ortada bir tercih varsa mutlaka tercih yapan bir irade vardır irade olmadan bir tercihin kendi kendine olması mümkün değildir. " diyorsunuz. Aslında bu 'tercih bilâ müreccih muhaldir ifadesiyle aynı, mesela bunda da bir iğne ustasız olmaz, demekki o iğneyi yapan usta var diyoruz.
Hem müreccih, tercih kelimesinin ism-i faili olarak anladım.Araştırdım bulamadım. Bu doğru mu?
Tercih ettirici olarak da mana veriyordum ama gramer olarak çok yapım eki var, kulağa güzel gelmiyor, yine kullanılabilir. Genelde tercih edici, tercih yapan anlamları verilmiş.
Müreccih, tercih ettiren sebep anlamı olduğundan direkt SEBEP kısmı alınıp, tercih ettiren kısmı atlanıp 'tercih bilâ müreccih' için 'sebepsiz tercih'
"Tereccuh bilâ müreccih" için 'sebepsiz üstünlük' olarak çevirmek hatırlamayı da kolaylaştırıyor.
"Tercih bilâ müreccih" ile "Tereccuh bilâ müreccih" farkı nedir?
Varlık üç nevidir.
Birisi, vacib olan vücuttur. Yani, vücudu ezeli ve ebedi olup, başka hiçbir şeye muhtaç olmayan, bizatihi nefsi ile kaim olan varlık ki, bu da Cenab-ı Hakkdır.
İkincisi, mümteni vücut mertebesidir. Yani var olması, hiçbir zaman mümkün olmayan, vücudu imkansız olan şeylerdir.
Üçüncüsü ise, mümkün vücut mertebesidir. Yani, varlığı ve yokluğu müsavi olan şeylere denir. Var olması ve yok olması eşit olmasından, eşitliği bozup tercih eden bir müreccihe zaruret var. Bu mureccih ise, mümkün değil, vacib olması zaruridir. Zira mümkün, mümküne illet olamaz. Devir ve teselsül delilleri bunun en kati ispatlarıdır. Öyle ise, varlığı yokluğuna galip gelen kainat, bütün zerratı ile bir vacib müreccihe delalet ediyor. İşte, kelamcıların davası olan; “Tercih bila müreccih muhaldir” kaidesi bu manayı dile getirmektedir...
Varlığın üç nevinden biri olan mümkinat da üç nevidir.
Birincisi, mevcut olan vücut mertebesidir. Yani varlığı yokluğa tereccüh etmiştir. Bu ise ancak ilahi irade ve kudret ile mümkündür.
İkincisi, madum olan mertebedir. Yani, varlığı mümkün, ama vücut sahasına çıkmamış olanlardır. Bunlar, zaten illet-i tamme istemezler.
Mevzuumuz olan üçüncü kısım ki, mevcud ile madum arasında olan nisbi ve izafi emirlerdir. Bunlar ne mevcut ki illet-i tamme istesinler, yani İlahi kudrete muhtaç olsunlar, ne de madum ki, bütün bütün yok sayılsınlar.
İşte insan iradesi de bu sınıftandır. Onun için ne illet-i tamme, yani kudret-i İlahi devreye girip cebir olsun, ne de bütün bütün yok olup mesuliyetten kurtulsun. Böylece ne cebir, ne de hallakiyetin şumulünden ihraç söz konusu olamaz. İşte Ehli-sünnetin yolu bu minval üzeredir.
“Tercih bila müreccih” prensibi, itibari ve nispi emirlerde caizdir, denilebilir. Nisbi emirler için kullanılan bu kaidedeki "müreccih" kelimesi tercihe sebep olan üstün vasıf, üstün özellik anlamında kullanılmıştır. Yani bir şeyi başka bir şeye tercih etmenin veya seçmenin olabilmesi için, üstün bir yönü ya da vasfı olması gerekmez.
Tercih ya da seçme işi müreccihe bağlı ve mebni bir şey değildir. Buna şöyle şöyle bir örnek verebiliriz:
Aynı vasıfta ve kalitede iki kalemden birini diğerine hiçbir üstün vasfı olmaksızın tercih edebiliriz. Tercihin illeti rüchaniyet, yani üstün sıfat değil, iradedir. Onun için eşit olan şeylerde de tercih yapabiliyoruz. Şayet üstünlük, tercihin asıl sebebi, yani illeti olsa idi, eşitliği bozup tercih yapmamız imkansız olacaktı. Ama vaka böyle değil. O zaman “Tercih bila müreccih muhaldir.” sözü itibari ve nisbi emirlerde batıldır ve bir hezeyandır.
“Tercih bila müreccih muhaldır.” mülahazasına göre tercih, ancak iki farklı kitap arasında olabilir. Zira iki farklı kitab arasında mutlaka tercihe sebeb olacak bir rüchaniyet ve üstünlük yönü vardır. Bu üstün yön veya vasıf, tercihe bir illet ve sebeb teşkil edecek, böylece tercih vuku bulacaktır. Bu manada ve fikirde cebir ve illiyet illeti hastalığı kokuyor. Bu vakaya da münafi bir hezeyandır. Doğrusu, itibari emirlerde tercih bila müreccih caizdir. Üstün vasıf olmaksızın, insan tercih yapabilir. Bu da mesuliyetin muktazisi olan irade-i cüziyenin varlığına delildir. Bunun misallerini herkes hayatında çoklukla görebilir ve buna şahidlik edebilir.
Hatta üstün vasfı olmayanı olana da tercih yapmak caridir. Bu ise kulun cebir altında olmadığının en önemli vesikasıdır.
Mesela insan, imanın ve İslam’ın nihayetsiz üstün vasıf ve halleri olduğu halde, küfrü ve inkarı imana tercih edebiliyor. Bu da gösterir ki, insanın iradesini rüchaniyet değil, kendi müstakil kesbi belirliyor. Rüchaniyet illet olup, iradeyi selb etmiyor. Sadece bir kolaylık sağlayıp, mesuliyet veriyor. "Tercih bila müreccih" insan iradesi noktasından caiz ve caridir.
Amma ”Tereccüh bila müreccih muhaldir." kaidesi ise sabit emirlerde esaslı ve hakikatlı bir kaide-i ilm-i kelamdır. Sabit emirler ise vücudu ademine tereccüh etmiş, yani varlığı yokluğuna üstün gelmiş, harici bir vücut kazanmış, yapılmış, çıkartılmış demek olup bununda müreccihsiz, yani tercih edeni olmaksızın vücuda gelmesi aklen ve şeran muhaldir imkansızdır. Buradaki müreccih kelimesi meydana getiren, yapan, varlık ile yokluk dengesini bozan, fail demektir yoksa üstünlük ve rüchaniyet manasına değildir.
Tercih eden olmadan, tercihin imkansız olması manası, itibari işler ve emirlerde değil, sabit yani mahluk ve mevcud olan işler ve emirlerde caridir. Kainat yaratılmazdan evvel, mümkünülnvücudu, yani varlığı da yokluğu da eşitti. Şu anda varlık sahasında olanlar için şunu diyebiliriz:
Demek ki, varlığı yokluğuna tereccüh etti, yani üstün geldi. Bu da demek oluyor ki, tercih eden Vacibu'l-Vücut tercihini ve kasdını varlıktan yana istimal etti. Buna ilm-i kelamda, imkan ve hudus delili denir.
Bu manayı “Tercih bila müreccih muhaldir.” şeklinde hülasa etmişler. İşte "tercih bila müreccih" hükmünün itibari emirde farklı bir mana ve hüküm kazandığını bilmeyen, sabit emirlerdeki mana ve hükmünü itibari emirlere tatbik ile iltibasa düşüyor.
Sabit emirlerde herhangi bir şeyi hallakiyet şumulünden ihraç şirktir, dalalettir. Ama itibari, yani harici bir vücudu olmayan irade-i cüziyeyide sabit emirler dairesine duhul etmekte cebri kabul, iradeyi inkardır. Bu da bir hezeyandır. İnsan iradesi bir şeyi tercih etmede üstün bir vasfa tercihi izale edecek kadar bir ızdıraba düşmez, bu noktayı nazardan tam bir serbesiyet içindedir. Ama sabit emirlerdede hiçbir tesiri dahli yoktur, burada tam bir muzdaribdir, acz ve fakrı buna en güzel şahittir.