"Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar..." Buradaki "şeş cihet"ten kasıt nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şeş", Farsça bir kelime olup "altı / 6" demektir; "şeş cihet" ise "altı yön" manasına gelmektedir.

"Şu burhan-ı münevverde, cihât-ı sittesi şeffaf ki üstünde münakkaştır müzehher sikke-i i'câz içinde parlayan nur-u hidayet, der ki: Lâ ilâhe illâ Hû."

"Evet, altında nesc olmuş mühefhef mantık ve burhan, sağında aklı istintak, mürefref her taraf, ezhan 'Sadakte' der ki, Lâ ilâhe illâ Hû."

"Yemîn olan şimalinde (solunda) eder vicdanı istişhad. Emâmında (önünde) hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki, Lâ ilâhe illâ Hû."

"Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar ki, Lâ ilâhe illâ Hû."(1)

Kur’an’ın altı yönü, yani altı-üstü, sağı-solu, önü-arkası sarsılmaz bir kale gibidir. Kur’an’a tâbi olanlar her cihetten mutmain olur, en ufak bir şek ve tereddüde maruz kalmazlar, demektir.

Kur’an’ın üstü sikke-i i'câz, altı mantık ve delil, sağı akıl, solu vicdan-ı sadık, önü hayır ve saadet, arkası ise mahz-ı vahiydir.

Kur’ân’a da altı cihetten baktığımızda, onun kemalini görürüz. Şöyle ki:

Nokta-i istinad: Kur’ân vahye dayanır. O vahy-i semavî ve kelam-ı ezelîdir.

Önünde: Saadet-i dareyn, yani dünya ve ahiret saadeti var.

İçi: Halis hidâyet.

Üstü: İman nurları.

Altı: Delil ve bürhan.

Sağı: Kalb, vicdanın tasdiki.

Solu: Aklı teslime mecbur etmesi.

Kur’ân vahye dayanmış olmakla en müessir kelam mevkiine gelir. Çünkü “Allah böyle buyuruyor.” dediğimizde kelamın gücü zirveye çıkar. Bir muhtarla bir devlet başkanı aynı sözü söyleseler, güç itibariyle aynı olmaz.

Kur’ân’da yer alan bütün âyetler yol göstericidir, istikamet vericidir. Mesela, Firavun’un kötülüğü veya Karun’un cimriliği anlatılırken, “Siz bunlar gibi olmayın.”; Hz. Yusuf’un iffeti ve Hz. Musa'nın mücadelesi anlatılırken, “Siz de Yusuf gibi iffetli olun, Musa gibi hak yolunda mücadele edin.” ikazı vardır.

Kur’ân’ın üstünde iman nurları parlar. O bize hem Allah’ı hem de diğer iman esaslarını hak ve doğru olarak anlatır. Kur’ân’da, Allah’ın kendini anlatmakta, tanıtmaktadır. Böyle olduğu için, Allah’ı bilmenin en iyi ve kolay yolu, Kur’ân’ı dikkatle okumaktan ve anlamaktan geçer.

Kalb ve vicdan, Kur’ân’ın esaslarını kabule müheyyadır. Kur’ân’da hangi hükümler varsa, vicdanda bunların tasdiki vardır. Mesela, Kur’ân adaleti, iyiliği, yakınlara yardımı emreder; fuhşiyatttan, münkerattan, azgınlıktan ise nehyeder. (Nahl, 16/90) İnsanın bozulmamış fıtratının ifadesi olan vicdan, bu emir ve nehiyler karşısında tam bir teslimiyetle “Evet, evet, böyle olmalıdır.” der.

(1) bk. Sözler, Lemeât.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...