"Evet, aynada irtisam eden bir bahçe, hareket, tegayyür ve sair ahvalinde aynaya tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de merkezi olan o şahsa tâbidir: Gölge ve misal gibi." Açıklar mısınız; "gölge ve misal" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir. Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır. Her hususî âlemin anahtarları o âlemin sâhibinde olup letâifiyle bağlıdır. O şahsî âlemlerin safveti, hüsnü ve kubhu, ziyası ve zulmeti, merkezleri olan eşhasa tâbidir. Evet, aynada irtisam eden bir bahçe, hareket, tegayyür ve sair ahvalinde aynaya tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de merkezi olan o şahsa tâbidir: Gölge ve misal gibi."(1)

İnsan bedeninin gölgesi nasıl insanın bedenine tabi, yani beden nasıl ise gölgede ona göre şekilleniyor, insanın hususi alemi de insanın duygu ve düşüncelerine göre şekilleniyor. Mesela, insan o gün karamsar ise, alemi de karamsar; o gün mutlu ve neşeli ise, hususi alemi de ona göre mutlu ve neşeli olur.

İnsanın kalp ve duygularında hangi inanç esasları hakim ve kökleşmiş ise, insanın sübjektif denilen alemi bu esaslara göre şekillenir.

Mesela, maddeci bir kafir kainatı anlamsız, işe yaramaz ve tesadüfün oyuncağı olarak gördüğü için, her şey ona azaplı ve sıkıntılı olarak yansır. Mümin ise her şeyin anlamlı, faydalı ve Allah’ın tedbir ve dizgini elinde olduğunu bildiği için, her şey ona sevimli ve huzurlu olarak yansır.

İnsanın kalbinde ve nazarında ne varsa hayatı ve olayları ona göre yorumlar. Öyle ise en mühim iş kalp ve nazarın nasıl ve neyle terbiye edildiğidir. Zaten insanın diğer cihazları kalp ve nazara bakar, kalp ve nazarda ne varsa hükmü de ona göre olur.

Allah Resulünün (asm) getirdiği iman nuru ve İslam ışığı olmasa idi insanlık, kainatı ve kainatta cereyan eden olayları doğru okuyamayacak ve doğru anlayamayacaktı ve insanlık müthiş bir karanlık ve ümitsizlik içinde kalacaktı. Şimdiki dinsiz felsefenin kainattaki olaylara ve varlıklara bakışındaki arıza ve yanlışlıklar meselemizi izah ve ispat eder.

Mesela, dinsiz felsefe ölümü bir hiçlik ve yokluk olarak görür, kabri ise yokluk kuyusu olarak algılar. Hazreti Peygamberimizin (asm) getirdiği iman nuru ise, ölümü ebedi bir alemin bir başlangıcı, kabri ise saadeti ebediyenin bir girişi bir kapısı olarak gösterir. Ölümü dehşetli ve ayrılık acısının kaynağı olarak değil, dost ve ahbaplara kavuşmanın bir aracı olduğunu gösteriyor.

İnsanın sübjektif ve öznel aleminin anahtarı, yani nasıl şekilleneceği insanın eline bırakılmıştır. İnsan bu hususi aleminde dilediği gibi tasarruf eder, ama dünyevi ve uhrevi sorumluluğunu da kendi çeker.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...