"Evet, sırr-ı vahdetle kainatın kemalatı tahakkuk eder. Ve mevcudatın ulvi vazifeleri anlaşılır." İzah eder misiniz, imansız biri vicdanen bunları bilemez mi?
Değerli Kardeşimiz;
Allah insanı mükemmel bir şekilde donatmış, her türlü manevi cihazatı mahiyetine takmış, ama hidayete ulaşmayı da peygamberlere ve tevhide bağlamıştır. Bu Allah’ın değişmez bir kanunudur. İnsan vahiy ve peygamber olmadan mücerred akıl ve tecrübe ile hidayete eremez ve eremiyor. Sadece aklı esas alan, vahiyden yüz çeviren ve felsefi cereyanlara kapılanların nasıl yoldan çıktıkları ve şirk bataklığında nasıl boğuldukları bunun en büyük delilidir.
Üstad Hazretleri Risale-i Nur'un birçok yerinde akıl ile vahyin mukayesesini yapar, aklın tek başına hakikate ulaşamayacağını kati delilleri ile ispat eder. Aklı yıldız böceğine, vahyi ise Güneş'e benzetir. Şayet akıl kendine itimad edip vahiyden uzaklaşırsa, yıldız böceği gibi karanlıkta kalır. Bu hâli ile Güneş'e meydan okuması ise gülünç bir durumdur.
Nitekim sadece aklı esas alan felsefenin dâhileri olan Aristo ve Sokrat gibi filozoflar, çoğu meselede boğulmuş ve haşr-i cismanîyi akıllarına sığıştıramamışlardır. Hâlbuki vahiy her şeyde ve bütün kâinatta Allah’ın varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarının tecellilerini en âmi adama da okutturup ders veriyor. Aristo’nun okuyamadığı ince meseleleri Kur'an’ın en basit talebesi bile okuyabiliyor.
Aristo’nun sebeplerde boğulup ukûl-u aşere fikrine saplanması, ruhçuların ruha uluhiyet vermesi insanın tek başına hakikate ulaşmada ne kadar aciz ve çaresiz kaldığını gösteriyor.
Bir insan ne kadar zeki, kabiliyetli, temiz, ince anlayışlı, ilim ve irfanda ileri olursa olsun yine de bir peygambere ihtiyacı vardır, ondan müstağni olamaz. Her insanın anlayış ve kabiliyeti farklıdır. Bu bakımdan herkes aynı derecede her hakikati anlayamaz, hayır ve şerri birbirinden ayıramaz; birinin şer dediğine diğeri hayır diyebilir.
İnsan, sadece aklını kullanarak varlıkları tanır ve vazifelerini bilir; fakat onların yaratılış gayelerini, tesbih ve ibadetlerini anlayamaz. Tevhid akidesi, hakikat-ı eşya, insanın ve kâinatın yaratılış gayesi gibi ulvi hakikatler, ancak onlar ile anlaşılır ve bilinir. Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve ilahi hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.
Vahiysiz ve peygambersiz akıl, her zaman sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz ve tam bir mürşid olamaz. Çünkü akıl da bir mahluktur, idraki sınırlı ve mahduttur. İnsan, mücerred akıl ile Allahü Teâlâ'nın varlığını bilse dahi, o Zat-ı Akdes'in kutsi sıfatlarını ve esmasını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden, Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavi kitaplar gönderdi.
Bütün insanlık, vahye ve peygambere muhtaçtır. Tevhid, vahiy ve nübüvvetin nişanesi ve bayrağıdır. Allah’ı bilmek varlığını bilmekten farklı bir şeydir. Allah’ı ilk sebep olarak bilmek ve sonra mülkünü sebeplere dağıtmak hakiki bir tevhid değildir. Her şeyde ve her sebep arkasında Allah’ın varlığını, birliğini, isimlerini ve sıfatlarını görmeden iman etmek, kâmil bir iman değildir. Bugün İslam’ın dışındaki dinler ve felsefî cereyanların hepsi hakiki tevhidden çok uzaktırlar.
Bu batıl dinlerin ve ekollerin bazı kemalatı hissetmeleri ya da bulmaları hakkı tamamı ile buldukları manasına gelmez. Hakkın kemali iman hakikatlerin bütünü ile mümkündür. Bütüne erişemeyen hakka da erişemez. Bu batıl ekollerin durumu, gözü kapalı adamların el yordamı ile fili tarif etmeleri gibidir.
Daha önce fili hiç görmemiş gözü kapalı bir adam eli ile filin kulağını tutuyor; "Fil nedir?" diye sorulduğunda, "Fil yelpaze gibi bir şeydir." diyor. Diğeri filin hortumunu tuttuğu için, onu hortuma benzetiyor. Hâlbuki gözü açık olan adam filin her tarafını gördüğü için, o gözü kapalı adamlara gülüyor.
Kur’an ve İslam kâinatı bütünü ile ihata edip Allah’ı her yönü ile tarif ediyor. Filozoflar ise ancak hakikatlerin uçlarını ve kırıntılarını tarif edebiliyorlar ki, bu da gayet sönük ve çok yetersiz kalıyor...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
KAİNATIN KEMALATI tabiri neyi ifade ediyor?