"Halbuki, sanatın eseri ve nizamı her şeyden tezahür eder. Keyfiyet-i teşekkül nasıl olursa olsun, maksad-ı asliye taalluk etmez." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Öyleyse, Kur’ân’daki zikr-i ekvan, istitradî ve istidlâl içindir. Cumhurun efhamına göre sanatta zahir olan nizam-ı bedî ile nezzam-ı hakiki olan Sâni-i Zülcelâle istidlâl etmek içindir. Halbuki, sanatın eseri ve nizamı her şeyden tezahür eder. Keyfiyet-i teşekkül nasıl olursa olsun, maksad-ı asliye taalluk etmez." (Muhakemat, Üçüncü Makale / Unsuru'l-Akide, İkinci Maksat)

Önemli olan, düzen ve sistemin sayısız fayda ve yararlara vesile olmasıdır. Bunun arkasında celal sahibi bir ustanın varlığını akla ve kalbe göstermektir. Bu nedenle bu düzenin nasıl ve ne şekilde yapıldığının fazla bir önemi bulunmuyor.

Mesela, suyun kimyasal formülü (H2O) 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. Allah bunu üç oksijen bir hidrojen şeklinde de yapabilirdi. Burada tevhit açısından esas olan suyun nasıl ve ne şekilde oluştuğu değil, suyun kudret sahibi bir ilahın kudret ve hikmetiyle büyük bir nimet ve canlılara önemli bir hayat kaynağı olmasıdır.

Suyun faydaları saymakla bitmez ve bu faydalarda iki önemli noktaya işaret ediyor. Birisi suyun çok büyük bir nimet olması, ikincisi ise suyun tefekkür edilecek bir eser ve sanat olmasıdır. Her ikisi de Allah’a işaret eden noktadır ve insanların üzerinde durması gereken nokta burasıdır.

Bu bakış açısını diğer nimet ve eserlere de tatbik edebiliriz. Hava, toprak, ateş, nebatat, hayvanat vesaire hepsinin bir bilimsel yapılış şekli ve formülü var. Lakin burada esas nokta bu nimet ve eserlerin bilimsel anlamda nasıl yapıldığı değil neden, niçin ve kime karşı yapıldığı önemlidir.

Suyun yaratılış formülü mesela üç oksijen bir hidrojen şeklinde olsaydı, suyun sanat ve nimet olma özelliği yine aynen devam edecekti. Burada esas olan suyun nasıl yapıldığı değil, kime işaret ettiği, neden ve niçin yapıldığı ve sanat ve düzen ifade etmesidir.

Üstad Bediüzzaman Kuran'ın asıl maksadının Allah'ı tanıtmak olduğunu, buna vesile olması hasebiyle de kainattan ve evrenden bahsettiğini şöyle ifade eder:

"Hem üslûb-u Kur'anîde öyle bir cezalet ve selaset ve fıtrîlik var ki: Güya Kur'an bir hafızdır; kudret kalemiyle kâinat sahifelerinde yazılan âyâtı okuyor. Güya Kur'an, kâinat kitabının kıraatıdır ve nizamatının tilavetidir ve Nakkaş-ı Ezelî'sinin şuunatını okuyor ve fiillerini yazıyor." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On Birinci Nota)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...